Bir ‘Gönüllü Sade Yaşam’ Hikayesi: Jose Mujica

 

Jose Mujica

   Bir devlet başkanı düşünün… Maaşının yüzde 90 ’ını hayır işlerine bağışlayan, derme çatma bir çiftlik evinde yalnızca eşi, iki koruması ve tek bacağı kırık bir köpek ile yaşayan, resmi törenlere bile gösterişsiz gündelik kıyafetleri ile katılan, eski ve külüstür bir araba kullanan, o arabaya sık sık yolda gördüğü otostopçuları alan… Hayır, hayal ürünü ya da ütopik bir karakter değil bu bahsettiğim. Uruguay eski devlet başkanı, Jose Mujica. Kendisi, tüketim karşıtı ve tam bir gönüllü sadelik felsefesi savunucusu esasında. Konuşmalarında sıklıkla, tüketim topluluğu haline dönüştüğümüzü, lüzumsuz ihtiyaçlarla dolu bir hayatımız olduğunu dile getiriyor Mujica. Sürekli yenisini almak için eskileri elimizden çıkardığımızı ve bunun aslında hayatlarımızı boşa harcamamız demek olduğunu belirtiyor. ‘Bir şey satın aldığınız zaman aslında para ödemiyorsunuz, zamanınızı harcıyorsunuz’ diyor. Çünkü o parayı kazanmak için saatlerimizi, ömrümüzü verdiğimizi söylüyor ve ‘Yaşam paranın satın alamayacağı tek şey’ diyor. Kaynakları boşa harcamamamız gerektiğini, daha mütevazı hayatlar yaşayabileceğimizi savunuyor. Kaynakların, herkes için gerçekten önemli olan şeyler uğruna harcanması gerektiğini dile getiriyor.

  Mujica ülkedeki eski diktatörlüğe muhalif olduğu için 14 yıl hapiste kalmış bir lider. Bu süre içerisinde bir delikte tek başına kaldığını ve yedi yıl boyunca tek bir kitap dahi okuyamadığını belirtiyor. Bu süreçte çok düşünme fırsatının olduğunu söylüyor ve ‘Yaşadıklarım olmasaydı bugün olduğum kişi olamazdım’ diyor. Kin beslemenin, yaraları hep taze tutarak yaşamanın ne kadar zararlı bir anlayış olduğunu vurguluyor Mujica. Yaşadığı bu acıları kimsenin telafi edemeyeceğini ve yaralarının asla iyileşmeyeceğini ancak insanın ilerleyebilmek için yaralarını sandığa kaldırıp yoluna devam etmek zorunda olduğunu dile getiriyor. Büyük haksızlıklara uğramış olmasına rağmen bu sözleriyle, bağışlamanın yüceliğini bizlere gösteriyor Mujica.

  Hiç şüphesiz bulunduğu konum itibari ile, Mujica ’nın yaşam felsefesini çevresindeki insanların anlaması kolay değil. Kendisini fakir olarak nitelendiren insanlara: ‘Bana fakir denmesi yanlış, ben tutumlu bir insanım. Asıl fakirler sürekli yaşamdan talepleri olan ve elde ettikleriyle yetinmeyen insanlardır… Asıl özgürlük yaşamak için kazandığın zamandır…’ diyerek adeta hayat dersi veriyor Mujica.

  Az ile yetinmenin, ağır olmayan bavullarla hayatını sürdürmenin ve ölçülü yaşamanın önemine değiniyor. Başkan olmadan önce nasıl yaşıyorsa hayatına öyle devam ettiğini ve bu yaptığının fedakarlık olarak görülmemesi gerektiğini dile getiriyor. ‘Ben inzivaya çekilmiş bir keşiş değilim, hayır. Bu hayat felsefenle ilgili bir şeydir’ diyor. Az ile yaşamanın hayatı daha az karmaşıklaştırdığını belirtiyor. ‘Eğer çok karmaşıklık içine girerseniz, çok zaman harcamak zorunda kalırsınız ve sonunda hayatta sizi motive eden şeyler için zamanın kalmaz’ diyor.

  Mujica diğer politikacıları da yoğun bir şekilde eleştiriyor. Başkan seçildiklerinde, ülkedeki azınlıkta olan bir kesim nasıl yaşıyorsa o şekilde yaşadıklarını belirtiyor. Kendisinin ise ülkesindeki büyük bir çoğunluğun yaşadığı şekilde yaşadığını vurguluyor ve şöyle bir mesaj gönderiyor:  ‘Düşündüğün gibi yaşamalısın. Aksi taktirde yaşadığın gibi düşünmeye başlarsın’.

[Toplam:5    Ortalama:5/5]

You may also like...

Bir Cevap Yazın