Kaybedişlerin Ertesidir Umut

Kaç kere kaybeder insan? Kaç kişiyi gömer, kaç kişilik mezar vardır yüreklerimizde, kaç kere umutsuzca geri dönüşler olur kendimize? Oysa herkes bir parça bir şeyler kaybetmiştir kendinden her geri dönüşte, defalarca mezarlar kazmıştır yüreğine gözyaşlarıyla; en derine hem de en görünmezine, en tenhasına. Ve her acının ertesi belki de kaç kere açıldı o mezar süzülen gözyaşlarıyla ve daha kaç kereler kaybetti insan kendinden, geleceğinden. Kaç yol aradı; ama bulamadı ya da buldukları yetmedi, ağladı. Kabullendi kaybetmeyi, yüreğinin derinliklerindeki mezarlarıyla, umutsuzluklarıyla, kırgınlıklarıyla alıp başını pes etmeyi. Ama eğer bilseydi aslında her kaybedişinin ardında kazanmaya daha çok yaklaştığını, bilseydi aydınlıklarla dolu o kapının arkasındakileri, bilseydi gözünde büyüttüğü hayatın bir serçenin kanadı kadar özgür ve bir o kadar umut dolu olduğunu, bu kadar korkmazdı, hatta bu kadar kopmazdı hayattan, kabullenmeye meyli çoğalmazdı. Ağladı; çünkü ona göre o an başka çaresi yoktu. Hatta sınırlarını aşıp canına kıymaya kalktı. Evet bu yanlıştı, ama o an da doğrulara kim inandırabilirdi ki onu? Kim eğilip alabilirdi yerle bir olan hayallerini yerden? Kimse yapamazdı, çünkü kaybetmişti insan; belki sevdiğini, belki annesini, babasını, kardeşini, hayallerini, belki de daha dünyaya gelmemiş umudunu. Ama bilmediği bir şey vardı. O zaten yalnızdı, yalnız gelmişti ve geldiği gibi yalnız göçecekti, kimse onunla sonsuza dek olamazdı. Ama o bunu bilmiyordu ya da inkâr etti, bu yüzden çaresizdi. Çaresizliğine sığınarak isyan etti. Savaşmadı kendiyle, hayatla. Güçsüzdü o an, tükenmişti, köşesine çekildi, zamansızca zamana aldırmadan ağladı, ağladı, ağladı… Hesaba katmamıştı güneşin tekrar doğacağını, saatin ilerleyeceğini ve gecenin sabaha kavuştuğu gibi onunda umutlarına kavuşacağını, aslında bir şansı daha olduğunu aklının ucundan bile geçirmemişti, ağladı… Islak yastığına koyup yorgunluklarla dolup taşan başını, gözleri perperişan uykuya daldı… Uyandı sonra, sabahtı. İçinde bir sızı nefes aldı ve derin derin içine çekti, ciğerlerine kadar dolmuştu oysa acılarla. O çaresizliğine yenik düşüp yılmıştı belki de yıldırmışlardı, vazgeçmişti savaşmaktan, tek tabanca yol almaktan. Bir an irkildi! Kan çanağı olmuş gözlerinin yaşını pijamasının koluna sildi, küçük bir çocuk gibi. Ağlamayı kesmişti ve seslendi hayata ciğerlerindeki tüm nefesiyle ‘’Acımadı ki…’’

BETÜL HARMANBAŞI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir