HAYVAN ÇİFTLİĞİ

Yazan: George Orwell Çeviren: Özge Kayakutlu Yöneten: Barış Erdenk 1 Perde 1 Saat 25 Dakika George Orwell İngiliz bir baba ve Fransız bir annenin çocuğu, Big Brother’ın yaratıcısı George Orwell, 1910 yıllında bulunduğu yatılı okulda (St. Cyprian) yazar sıfatını kazanmaya başlar ve vatansever şiir ve kompozisyonlarla dikkat çekmeyi başarır. Eğitimini tamamladıktan sonra 1922-27 yılları arasında babasının da mesleği olan sömürge birliklerine katılır ve polis memurluğu yapar. Bu görevinden sonra yazarlık yaparak hayatını devam ettirmeye karar verir ama bunun yanında birçok farklı işlerde de çalışır. 1937’de BBC muhabiri olarak İspanya’daki İç Savaş’ı gözlemlemek için bölgede bulunur. Savaş sırasında keskin nişancı tarafından vurulur ve ses tellerinde kalıcı bir hasar meydana gelir. Yine bu yılda yaptığı gözlemlerden yola çıkarak o dünyaca ünlü eserinin temellerini oluşturur: ‘’Hayvan Çiftliği’’. Kitap 1945’de tamamlanır ve ilk olarak 1946’da ABD’de yayınlanır. Şüphesiz yazarın en büyük eseri olan Hayvan Çiftliği 1984’te ilk defa sahneye taşınır. George Orwell 21 Ocak 1950’de verem sebebiyle hayata veda eder. “All animals are equal, but some animals are more equal than others”. ‘’Hayvanlar eşittir, bazı hayvanlar daha eşittir.’’ Bay Jones’un çiftliğinde büyük bir isyan patlak verir. Yıllardır insan esareti altında yaşayan çiftlik hayvanları artık yönetimi kendi ellerine alırlar ve artık özgür(!)lerdir. Çiftlikteki domuzlardan biri olan Snowball hayvan ilkelerini bildirir. Bu ilkeler hem birlikte yaşamanın hem de insan boyunduruğunun altına tekrar girmemek için altın öğütlerdir. Bu ilkelerden belki de en önemlisi; ‘’bütün hayvanlar eşittir’’dir ve tabi ki de ilk yıkılan ilke olma özelliği de taşır. Zamanla çiftlikte tek güçlü ses olmak isteyen domuzların karşısında kendi cinslerinden olan Snowball bir sorundur ve diğer domuzlardan biri olan Napoleon kendi beslediği köpeklerce katledilir. Bununla birlikte Napoleon yeni lider ve Squealer onun yardımcısı olarak çiftliğin yeni sahibi olurlar. Hayvanlar özgürlük ve eşitlik için başlattıkları isyandan gittikçe daha fazla zarar görmeye başlarlar çünkü eskiye göre daha çok çalışıp daha az yemek yerler. Onları yıpratan bu durum çiftlik hayvanları tarafından yapılacak değirmenin başlamasıyla birlikte daha da zorlaşır. Öte yandan domuzların keyfi yerindedir. Çiftliğin eski sahibi Bay Jones’dan farkı kalmayan Napoleon ve arkadaşları hayvanları istedikleri gibi yönetmeye devam eder. Sözlerini geçirmekte zorlandıkları zaman ise hayvan ilkelerini kafalarına göre değiştirip diğer hayvanları çalıştırmaya bir nevi kandırmaya devam eder. Zamanla çalışmaktan yorgun düşen ve ağır yaralanan Boxer (atlardan en güçlüsü) at kasabına satılır, Molie (süslü kısrak) çiftlikten kaçar ve Benjamin (inatçı keçi) yönetime muhalefeti nedeniyle uğradığı fiziksel işkencelerden ölesiye yıpranır. Bütün bu durumlar karşısında durumlarının Bay Jones zamanında daha da kötü olduğuna tamamen karar veren çiftlik hayvanları her şeyi başladığı gibi sonlandırırlar ve Napolen’a karşı ayaklanarak isyan başlatırlar. Yazar Görüşleri Zamansız ve temelsiz gelen devrimin büyük bir hayal kırıklığı ve gözyaşlarından fazlasını sağlamadığını belki de en çarpıcı biçimde bizlere sunan harika bir oyun Hayvan Çiftliği. Oyunda benim en çok gözüme çarpan ve dikkate alınması gereken yerlerden biri ‘’dil’’ e yapılan vurgu. Hayvanların zamanla başlarına gelen kötü olaylara ve yaptıkları devrimi-isyanı başarısızlıkla sonuçlanmasına neden olan en büyük olguydu dil. Eğer Snowball’ın uyarısına kulak verip okumayı öğrenseler idi kendilerini kandırılmaktan ve zulümden koruyabilirlerdi. Bu olay aslında günümüzde de farklı değil. Olaya okuryazarlık açısından değil de tarih okuma öte yandan günümüz olayları hakkında bilgi edinme amaçlı okuma olarak bakarsak ortak noktalar görebiliriz. Geçmişlerini okuyup dersler çıkarmayan tarihin tozlu sayfalarını önlerine fener tutmak için bir yardımcı olarak kullanmayan toplumların sonu geçmişlerinde ki başarısızlıklardan çok da farklı olmayacaktır ve öte yandan sadece tarih bunun için yeterli değildir. Günümüz bilgi ve kültüründe de bunu sağlamalı toplum ve insanlar çağın gerektirdiği okumaları yapıp bilgi edinmelidir ki hiçbir kişi, topluluk ya da iktidarın yalanlar ile kendilerini kandırmasına izin vermesinler. Ankara Devlet Tiyatrosu’nda bu seneki gösteriminde de bulunma şansı yakaladığım Hayvan Çiftliği’nin oyuncuları için söylenebilecek tek şey herhalde mükemmel olduklarıdır. Yaklaşık 90 dakikalık, ayakucunda oynanan, yerlerinde bir an dahi durmadıkları o eşsiz performansa hayran kalmamak mümkün değil. Yeşilçam adlı tiyatro oyununda da izleme şansı bulduğum ekibin o eşsiz enerjisini gerçekten hissedebiliyorsunuz. Bulundukları her oyunda beni heyecanlandıran Özgür Öztürk (Napoleon) ve Gülin Ersoy (Molie) ise kendilerine ayrıca hayranlık beslediğim ekibin önemli üyelerinden olup bu oyunda da harika bir performans ile seyirci karşısındaydılar. Sözlerime son verirken ısrarla seyretmenizi tavsiye ettiğim dünyaca ünlü heyecan, gerilim, dram ve bir nebze komedi yüklü bu oyunun geçtiğimiz günlerde ki gösteriminde bana eşlik eden can dostum Pınar Akpınar’a teşekkürü bir borç bilirim. MEDİNE TOKAY

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir