YEŞİLİN SORUMLULUĞU

0

   Çevre Koruma Haftası (5-11 Haziran);

  Haziranın ikinci haftasıyla başlayan ve aslında sadece bu hafta da değil sorumluluğumuzu bildiğimiz sürece yapmamız gereken şeydir, çevremizi korumak.

  Biz insanlar doğduktan sonra tüm yaşamımızı bir çevre içinde sürdürürüz. Bu çevre yakından uzağa doğru tüm canlılar, toprak, su ve havanın temelini oluşturduğu yaşayan bir ortamdır. Biz buna “doğa” diyoruz. Doğanın temelini oluşturan canlılar, toprak, su ve havanın yeteri kadar olmadığını veya hiç olmadığını düşünsek, acaba ne olurdu?

  Bugün dünyamız artık yaşlanmıştır. Üzerinde milyonlarca yıldır insanlar, gereksinimleri olan canlıları, toprağı, suyu ve havayı istedikleri gibi ve istedikleri ölçüde, geleceği de hiç düşünmeden kullanmışlar ve harcamışlardır. Üstelik dünyada yaşayan insan sayısı her yıl büyük bir hızla artmaktadır. Dünyadaki hızlı nüfus artışı, bilim ve teknolojideki gelişmeler, insanların en çok gereksinimleri olan kaynakları da azaltıp tüketmekte ya da kirletmekte, kullanılmaz duruma sokmaktadır. İşte biz bu duruma “çevre kirlenmesi” diyoruz. Görüldüğü gibi çevre kirliliğinin de yine baş sorumluları insanlardır. Bu nedenle tüm dünyada ve yurdumuzda “Çevre Koruma Haftası” nı değerlendirip, kutlamaktayız.

  Ayrıca, Birleşmiş Milletler ’in önerisi üzerine her yıl 5 Haziran tarihi tüm ülkelerde kutlanmak üzere Dünya Çevre Günü olarak benimsendi ve ilk Çevre Konferansı 5 Haziran 1972 ’de Stockholm ’de toplandı. Bu tarihten sonra her yıl 5 Haziran gününde Birleşmiş Milletler Çevre Programı Dairesi ’nce bir ülkede çevre konferansı düzenlemede ve bu konferanslara yurdumuzdan da uzmanlar katılmaktadır. Ayrıca Çevre Günü nedeniyle ülkemizde de toplantılar, seminer ve konferanslar düzenlenerek çevremizle ilgili sorunlar ve bunların çözüm yolları tartışılıyor. Bu etkinlikler, bizde bir hafta boyunca sürdürülmektedir.

  Yurdumuzda yaşayan insanların daha sağlıklı ve mutlu olabilmesi için, içinde yaşadığı çevre de güzel, sağlıklı ve uyumlu olmalıdır. Örneğin nüfusumuzun büyük bir bölümü kentlerde yaşamaktadır. Bu insanlara dinlendirici yeşil alanlar (parklar, bahçeler vb.), iyi nitelikli bol içme ve kullanma suyu, teneffüs edebilecekleri temiz bir hava olmalı ki, kent insanımız sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürdürebilsin. Yaşamamız için gerekli olan oksijeni korumak için hala bir avuç insan olarak parklarımızı, bahçelerimizi, oksijenimizi başkalarından korumak zorunda kalıyoruz. Olmaması gereken bir şey bu aslında ama günümüzde çevre bilincine sahip bir avuç insanız işte.

  Yurdumuzdaki büyük kentlerde temiz su ve hava, yeşil alan özlemi ve isteği gün geçtikçe artmaktadır. Ayrıca, kırsal alanlarımıza kadar yayılma eğilimi gösteren sanayi kuruluşlarının bu bölgelerdeki temiz havayı kirletmemesi için şimdiden önlem alınması bir ulusal görev olarak benimsendi. Bunlardan başka hava kirliliğini arttıran çeşitli etkenleri zararsız hale getirmek için seferberlik açmalıyız. Yediden yetmişine kadar bu savaşta görev almalıyız. Çünkü bu dünya bizim dünyamız.

  Sağlıklı bir çevrenin yaratılması ve korunması konusunda bizlere büyük görevler düşmektedir. Yakından uzağa içinde yaşadığımız, bize sağlık ve mutluluk veren çevremizi en iyi şekilde korumalı, gerekli düzenlemeleri yapıp daha güzel yaşanır bir çevre durumuna getirmeliyiz. Her şeyden önce çevremizi kirletmemeliyiz, kirletenleri de uyarıp, engellemeliyiz. Bu bizim sorumluluğumuzdur. Bize yaşam veren su ve havayı, mutluluk kaynağımızı teşkil eden çevreyi çok dikkatli korumalıyız. Bunda başarılı olursak yaşamımız mutlu ve sağlıklı olacaktır. Hepimiz birer gönüllü çevreci olarak çalışmalıyız. Başta ÇEVKO ve TÜRÇEK olmak üzere Ege Orman Vakfı, TEMA, DENİZTEMİZ Turmepa gibi vakıflar bize bu konuda oldukça yardımcı olmaktadır. Bu hafta benim için sadece toplum bilincimizde eksikliğimizin olduğunu ve daha fazla oluşması için kutlanmakta olan bir haftadır. Bizler eğer bilinçli bireyler olursak bence bunlara da gerek kalmayacaktır.

  Bizler de diğer varlıklar gibi doğanın bir parçasıyız. Bu nedenle çevremizle değer kazanırız.Yurdunu, milletini seven her insan, çevre sorunlarını kendi sorunları gibi görmeli; bu konuda üzerine düşen görevi yerine getirmelidir. Çevre sorununun çözümlenmesi için insanın, doğanın hakimi değil, doğanın bir parçası olduğunu kabullenmesi gerekmektedir.

 ‘‘Doğa kendisini kirletenleri asla affetmez. İnsanoğlu ‘doğanın hakimiyim’ derse doğanın intikamı korkunç olur. ‘’ Prof. Dr. Kriton Curi

  Aslında konunun önemi bu kadar açık. Bu sözün bir uyarı olduğunu düşünerek gerekenleri yapmalıyız. Yeşilin sorumluluğunun bizde olduğunu unutmamalıyız.

[Toplam:15    Ortalama:5/5]

Özge ÇABUK

Leave A Reply