LALE

0

181041201511713113489401

   Ana vatanı Pamir, Hindikuş ve Tanrı dağlarıdır. Türkler göçleri esnasında bu bitkinin soğanlarını Anadolu ‘ya getirmiştir. Lale en parlak dönemini 16-18. yüzyıllar arasında Osmanlı İmparatorluğu ’nda yaşamıştır. Süs bitkisi ve süsleme motifi olarak kullanımı 3.Ahmet (1673-1736) döneminde doruk noktasına çıkmış ve 1718-1730 yılları arası, tarihçiler tarafından ‘’Lale Devri’’ olarak adlandırılmıştır. Bu dönemde basılan Lale Mecmuası ’nda 50 kadar çeşidinin resimlendiği lalenin çeşitli kaynaklara göre 2000’den fazla değişik türünün olduğu belirtilmektedir.

Avrupalı yazarlar ilk dönemlerde laleyi tanımadıklarından, bu çiçeği bir çeşit zambak (Lilium) olarak kabul etmiş ve bu düşünüşe göre isimlendirme yapmışlardır. P. Belon “Lils rouges” (Kırmızı zambak), C. Clusius “Lilionarcissus” (Nergis zambağı), P. de Toumefort “Lis de Byzance” (Bizans zambağı), A. Toderini ise “Lys sar.guins” (Kan renkli zambak) ismini kullanmışlardır.

Lalenin Türkiye ‘den Avrupa’ya hangi tarihte götürüldüğü kesin olarak bilinmemektedir. Avusturya-Macaristan İmparatoru ’nun Sultan Süleyman nezdinde ki büyük elçisi O. G. Busbecq ‘in İstanbul ’dan Avrupa ‘ya götürdüğü bitkiler arasında lale soğanlarının da bulunduğu sanılmaktadır. Busbecq, hayatında ilk defa karşılaştığı, bir çiçeğin (lale) Edirne ile İstanbul arasındaki yolun kenarındaki tarlalarda yetiştirildiğini, 1554 ilkbaharında bu yoldan geçerken gördüğünü hatıratında kaydetmektedir. Aynı yoldan 1673 yılında geçen Fransız elçilik memuru A. Galland da 15 Mayıs 1673 Pazartesi günü Lüleburgaz civarında lale tarlaları gördüğünü hatıratında belirtmektedir:

Lalenin Avrupa ‘da tanınması ve yayılmasında Fransız nebatatçısı Charles de l’Escluse (Latince: Carolus Clusius) (1526-1609) ‘un büyük katkısı olmuştur. Bu nebatat bilgini bütün Avrupa ’yı dolaşmış; 1573-1576 yılları arasında Viyana Botanik Bahçesi direktörlüğünü yapmış ve bu sırada İstanbul ’dan birçok soğanlı bitki elde etme olanağını bulmuştur. C. Clusius 1592 yılında Leiden (Hollanda) ‘in ünlü botanik bahçesi (Hortus Medicus) ‘nin direktörlüğüne tayin edilmiştir. 1601 yılında yayınladığı kitabında:  soğanlı bitkiler ve bilhassa laleden bahsederken, bu tarihlerde İstanbul ’da Cafe lale (Kefe lalesi) ve Cavala lale olmak üzere iki cins lale bulunduğunu belirtmektedir. Kefe (bugünkü ismi Feodosiya) Kırım’ın güneyinde olup XVI. ve XVII. yüzyıllarda bu bölgeden İstanbul ’a gelen lale türüne “Kefe lalesi” dendiği Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi ‘nde de kayıtlıdır.

Evliya Çelebi ’nin Seyahatnamesinde İstanbul da boğaz çevresindeki evlerin bahçelerinde lale yetiştiriciliğinden bahseder. Haliç kıyısında, Kayık hanedeki çayırlıklarda lalenin güzelliğinin adamı sarhoş ettiğinden bahseder. Kefeden gelen “Kefe” isimli lalenin bilindiğini söylemektedir. Sultan IV. Murat çok nadir lale yetiştirdiği, hatta bunlardan bir kaçının o kadar nadirdi ki sadece birer adet sahipti. Bu dönemde dikkat çekici bir şekilde çeşitlerin sayısı artırıldı. Islah edilen lale çeşidi tescil edecek bir “Encumen-i danış-ı suhufe” adında bir meclis oluşturuldu. Bu kurum daha sonraları Avrupalı botanikçiler tarafından kendilerine uyarlandı.

Çiçek Encümeni: Binlerce lale ve zerrin çeşidinin yetiştirilmesi, çiçekçilik ile ilgili meselelerin çoğalmasına sebep olmuş ve bu nedenle de uzmanlardan oluşan kurullar kurulmuştur. Sultan İbrahim (1615-1648)’in emriyle San Abdullah Efendi isimli bir zat “Ser şukufeciyan-i Hassa” (Ocekşibaşi) olarak görevlendirilmiştir. Sultan Dördüncü Mehmed (1641-1692) devrinde de bir “Çiçek Encumen-i Danişi” (çiçek Akademisi) kurulmuş olduğunu biliyoruz.

Günümüzde ise 11. İstanbul ‘da 1-30 Nisan arasında düzenlenen Lale festivali birçok etkinliğe organizasyona ve birbirinden renkli lalelere ev sahipliği yapıyor. Türkiye ‘nin başka birçok yerinde ve dünyada da lale festivalleri yapılarak tanıtımına katkı sağlanmaktadır.

[Toplam:1    Ortalama:4/5]

Leave A Reply