Jüpiter’in Hikayesi-1

4

IMG-20160701-WA0009

Doğada gezen bir adam var, evini doğa olarak bilen, yanına gittiğinizde sanki misafirliğe gitmişsiniz gibi hissettiren, nerede, ne zaman karşınıza çıkacağı belli olmayan bir adam. Otostop ile Türkiye ‘nin tamamını gencecik yaşında gezmiş. Biliyorum biliyorum hepiniz, şu an onun yerinde olmak istediniz. Onun için başlangıç neresiydi? Nasıl böyle sahiplendi  doğayı? Ardında bıraktıkları var mı ? Nereden ve nasıl başladı? Onun hakkında bilmediğimiz öyle çok şey var ki, en önemlisi de bu yollarda ki cesaretinin sebebi? Doğada nasıl yaşar, ne yer, ne içer? Nasıl kamp kurar? Ah! Birde dünyalar tatlısı bir yol arkadaşı var. İsmi zor gerçekten, yazıya sığmıyor diyebilirim can yoldaşı o da “yeşil”. Fotografkokanadam ‘la merak ettiğiniz ne varsa işte burada..

Uzunca bir bekleyişin ardından sonra, Haldun Taner ‘de sağa sola uzun bakmacalar… Aaa! Yoksa şu sarı t-shirt’lü genç sen misin’li telefon görüşmesi ardından, evet sonunda “Jüpiter” yani fotografkokan adamla buluştuk. Buluşmamız tahmin ettiğinizden de zor oldu. Kendisi bir gezgin… Sizler de eminim yakından takip ediyorsunuzdur. Belki de tanıdığımızı sandığımız ama iç dünyasında, aslında bizlerde olmayan cesaretle, düzene, düzensizliğe, saflığa bazen muhafazakarlığa, bazen çılgınlarca yaşamaya adım atmış, hayallerini gerçekleştirmiş olan biri. O, tahmin ettiğinizden de fazla açık sözlü, sözlerinde anlamlılık ve hayat tecrübesi dolu. Henüz yirmi altı yaşında olan bu adam bence felsefenin en ilginç örneği yürürken felsefe yapabiliyor 🙂 hatta felsefecilere taş çıkartır. En güzeli ise ne biliyor musunuz? ”Sade”. Hani hep diyorum ya gelin ellerinizi verin bana ve gidelim buralardan, doğaya, yeşile, maviye, güneşin sıcacık sarısına, gerçeğe gidelim. Fotografkokanadam, bizden habersiz uçup gitmiş, kuş misali uçuyor, ”o” her yerde bir bakarsınız sizin evinize de bir gün gelebilir. Tabi ki ciddiyim ”davet ettiniz de gelmedi mi?”. Bence bir deneyin derim, ”Jüpiter” evinize, köyünüze, şehrinize misafir geldiğinde, anlattıklarıyla ve yaşam hikayesiyle sizi kendinize getirecek bir gezgin. Yaşama dair korkularınızla yüzleşmenize ve bu sendromu atlatmanıza sebep olacak. Hayat size ne gösterirse göstersin, hangi acıyı yaşatırsa yaşatsın, yola çıkarsanız eğer her şeyin üstesinden gelebilirsiniz. Yolların her şeyin üstesinden gelebildiğinin bir kanıtı, Jüpiter. Yollar. Canınız sıkkın iken kapıyı çekip çıktığınız da sizi karşılayan, tek adımınızla dünyaya enerjinizin yayılmasını sağlayan, her şeyin bir sonunun olduğu fakat onların birbirine bağlantılı olduğu, yollar. Somut olarak yalnızca bir zift tabakası değil aynı zamanda da cesaret edemediğiniz hayallerinizi kast ediyorum.

İşte bu yollar onu çağırmış, belki de rüzgar kulağına fısıldamıştır kim bilir. Gece başımızı yastığa koyduğumuz da dalıp gittiğimiz hayaller uyandığımız da teker teker yok olmuyorlar mı? Çapaklı gözlerimizi  yıkarken ya da dün geceden kalan makyajımızı, kazır gibi çıkartmaya çalışırken aynanın karşısında, hayallerimiz uçup gitmiyor mu? Yaşamın içinden değil, sistemin içinden gelenlerden; işten, okuldan, okula yetiştirme, servisi kaçırmamak telaşından, karmaşanın getirdiklerinden dolayı hayallerimiz uçmuyor mu birer balon misali aklımızdan…

Sizce de apartmanlar arasında sıkışıp kalmadık mı? Oturduğumuz semtlerde monotonlaşıp, çalıştığımız yerlerde robotlaşmıyor muyuz?Ormanlarımızı azaltıp yaşam alanından uzaklaştırıp, kendimize betonlardan surlar örmüyor muyuz? En kötüsü de evimizin içinde kendi odalarımıza ya da teknolojimize gömülüp birbirimizden uzaklaşmıyor muyuz? Yoksa fotografkokanadam da kalabalıklar içindeki yalnızlığından mı şikayetçi olup kaçtı ne dersiniz? Jüpiter’in kafasında belki de hamurabinin kanunlarına kadar uzanan sistemsel sorunun, işlevselliğini yitirmesi sonunda doğan, çapraşık yaşam koşulları ve yavaş yavaş yok olan doğa var.

-Kaçıyor musunuz ?

-Evet. Kaçıyorum.

-Neden, nelerden kaçıyorsunuz?

-Betonlardan, sahtelikten, başkalarını mutlu etmek için deliler gibi çalışıp onların kölesi olmaktan bu kaostan, sistemden.

-Zor olmuyor mu?

-En çok sorulan sorulardan biri de bu (gülüyor) “zor olmuyor mu?” ilk başlarda evet sonralarda ise hayır artık zor olmuyor. Doğa bakmasını bildiğimiz zaman bize her şeyi veriyor. Yaşamamız için her şeyi.

Jüpiter yani nam-ı diyar fotografkokanadam zoru başarmış. Esasen hepimizin ait olduğu yerde o. “Doğada”. Üstelik doğada yaşıyor diye de hiçbir şeyden geri kalmışta değil. Aksine yaşamın hem tadında hem farkında. Bir yandan da orayı, yani bulunduğumuz yeri kafanızda canlandırmak istiyorum. Uzun zaman sonra kavuştuğumuz için derin bir sarılma, tanışma faslı oldu. Adını merak ediyorsunuz değil mi? Immm şey… adı yok. Jüpiter, geri kalan kısmı da önemli değil. O da bizim gibi insan, boyu uzun ama ayakları küçük hatta bayan reyonundan alınan ayakkabıları var :). Baygın ve anlamlı bakışları, iri ve kahverengi göz bebekleri göz bebeğinin içinde de bir siyah nokta sanki seçilmiş insan olduğunu temsil edercesine, sarı, kızıl ve kahverengi renklerinin karışımıyla uzamış sakallara sahip, hafif bıyıklı, sarı t-shirt’lü, içine dünyaları sığdırdığı bir sırt çantası olan tam bir beyefendi. Jüpiter ile sanki kuşlar gibi hem özgür hissediyor hem de uçuyor gibi yürüyorduk. Nereye gideceğimiz hakkında en ufak bir bilgimiz bile yok ama ikimizde çok doluyduk konuşmaya ihtiyacımız vardı. Yaşamımda fazlasıyla konuşan biri olsamda, konuşmaya açtım gerçekten, Jüpiterde,  yollarda ne kadar konuşursa konuşsun daha fazla konuşmalıydı. Çünkü o bizim, yaşayamadığımız; hayatımız, düşemediğimiz; yollarımız, gidip göremediğimiz; yerlerimiz. Gidemesek de bizim için dolaşan bir adam. Metronun üst yolundan barlar caddesine doğru yürürken, bir yandan da derin bir sohbet içerisindeydik. Kadıköy ‘ü o kadar çok özlemiştim ki her sokağı burnumda tütüyordu tabii buluşmaya Jüpiter ‘den önce gitmiştim şehre kendimi alıştırmak ve o güzel deniz manzarasını izlemek için.

– Şey Jüpiter benim, bir kaktüse ihtiyacım vardı da..

– Hadi hemen gidelim alalım  hadi.

– (İçten bir gülümsedim). Aldım ama onlara eziyet etmemek için çiçekçi dükkanın da bıraktım. Dönerken beni oraya götürebilir misin?

– Tabi elbette uğrarız.

Jüpiter ‘in böylesine içten ve sıcak bir şekilde verdiği cevaplar beni memnun etmişti aklımdan “carpediem”  (anı yaşayan) bir insan olduğu geçti. Hani genelde bizi bıktıran ve erteleyen insanlarla karşılaşırız ya. Zaten günün sonunda da her şeyin spontane geliştiğini fark ettim. Annem için 3 adet kaktüs aldım en çok sevdiğim çiçek kaktüs olabilir. Koparılıp, kesilip, güya sevgi gösterisi diye eziyet edilen, sonunda çöplüğü boylayan buket çiçeklerin satın alınmalarına çok karşıyım, haberiniz olsun! Siz koparılmak, tek tek yolunmak ister miydiniz? Çiçekleri kendiniz yetiştirin, yaşamaları için vesile olun, kitap ve defter aralarında kuruyup saklanmaları için değil! Neyse, o arada derin düşüncelerdeydim, yanımdaki beyefendi Türkiye ‘de bir çok ilçe, köy, mahalle, cadde de bulunmuş  gözümün görmediği her yer onun kafasının içinde, takılıp peşine gitmeyi kim istemez? Gitmek istediğinizi söylerseniz sizi götürebilir ama bir ayı tarafından saldırıya uğrarsanız uçurum lazım olabilir :). Bir gün Kastamonu tarafında yine otostopla seyahat ederken araçla önlerine bir “ayı” çıkmış; ama onlara zarar vermemiş. Bende ona ayı saldırısından korunmanın yollarını sordum.

-Çadırda kalıyorsun kamp yapıyorsun ateşe, yemeğe, kokuna bir ayı gelmiyor mu hem tek başınasın hem dağdasın?

-Eğer aç bir ayı tarafından saldırıya uğrarsan, ayının kazandığını ve senin kaybettiğini, ona hissettir. Ve yere yatarak cenin pozisyonunda onun kazandığını göster. Ha! bu arada, uçurumdan atlayıp sağ kalma olasılığın, aç bir ayı ile karşılaştığında kurtulma olasılığından daha yüksek. (ikimizde de kahkahalar yükseliyor)

IMG-20160702-WA0020

Hadi tutun Jüpiter ‘in ellerinden, sizde yollara düşün gidelim mi buralardan, şöyle yemyeşil bir vadiye. Sanayi bacalarından çıkan duman, egsoz birikintisinin kapladığı duman olmadan, çıplak gözle yıldızların parıltısını görüldüğü geceye gidelim mi? Güneşin ısıttığı bir gölde yüzmeye, yıkanmaya, arınmaya gidelim mi? Yanımızda yiyecek tek bir lokma olmadan, doğa bize ne verirse kabulümdür diyerek gidelim mi? Korkutuyor değil mi biraz da olsa? Ama o korkmadı ve hepsini başardı. Ona güç veren ve dayandığı felsefesi ise “doğa benim evim”, “yolların getirdiği de benim kabulüm”.

-Yola nasıl çıkıyorsun? Rotanı nasıl belirliyorsun?

-Yola çıktıktan sonra otostop ile beni alan kişi nereye gidiyorsa bende onunla o memlekete, o şehre, o köye, yollar beni nereye götürürse.

Jüpiter, rotasını bazen de haritasının üzerine o güzel mavi bilekliğini bırakıyor ve bilekliğinin ucundaki boncuk nereyi gösterirse yolunu ona göre çiziyor.

Nasıl olacak paramız yok, aç susuz nereye gidilecek, ya arkamdakiler, ya yarın, ya üçüncü gün, ya işim, ya okulum ne olacak diye kafanızda sizi, esiri altına alan binlerce soru var eminim ama kendinizi doğaya bırakmak içinse henüz karşılaşmadığınız bir sebebiniz var. Haksızsınız demiyorum ama bir teklifim var en azından böyle doğa ile doğal güzellikleri keşfedebilmek adına, güzel bir haftasonu kaçamağını haketmediniz mi? Çok çalıştınız, başkalarını sevindirdiniz, çok çalıştınız paranız size yetti alacağınızı aldınız, bugün için en güzel kıyafetler ve yiyecekler sizin, ama doğa ve yollar bugün yalnızca ”fotoğrafkokanadamın”. Yola çıkarken yalnızca cebinde 36 lirası olduğunu biliyor musunuz? 6 lirasıyla kendisine bir ziyafet çekip dürüm ısmarlamış, korkmamış parasız kalmaktan, aç kalmaktan büyük bir cesaretle yollara düşmüş.

Kadıköy sokaklarını tırmanırken, oturup sohbet edebileceğimiz bir yerler bakınıyoruz, cafeler ve restoranların yanından bir bir geçiyoruz, doğada yaşamış bir adamı o şık taburelere, pofidik koltuklara oturtamazsınız. O, sokağa ait. Jüpiter önde, ben bir adım gerideyim. ”Filmin adı ne?” sokağına dönüyoruz. Hakikaten filmin adı ne? Fotoğrafkokanadam’dan bir ses yükseliyor ”Filmin adı Jüpiter”. Belki yirmi adım attıktan sonra bir köşeye hemen oturuyoruz. Gözlerini kaldırıp sende otursana diyor. Hatıra kalsın diye bir kaç öz çekim yapıyoruz. Ha! Bu arada, herkesin yaşantısına saygımız olduğundan dolayı Jüpiter ‘in fotoğraflarda yüzü yok. “Valarmargules, malarvargules” miydi yoksa, sizce de onlardan biri olabilir mi? Oturuyorum bende yanına, arabaların İstanbul ‘a göre az geçtiği bir caddedeyiz kedilerden rahatsızlık duymuyoruz mışıl mışıl uyuyorlar hem de öyle güzel uyuyorlar ki kedileri işaret ediyorum, uzun zamandır kankasıymış gibi bakış atıyor kedilere :). O zaman diliminde Jüpiter ve ben  sisteme karşı konuşurken öylece, orada kaldık gözümüzün önündeki bir fotoğraf oraya ait. Sırt çantasını açtığında, aman Allahım o sırt çantasından neler çıkmadı ki, boncuklar, defter (defterin her bir noktasını o kadar idareli kullanıyor ki şaşarsınız, üniversiteden kalmış saman yapraklı eski bir defter), batarya, cüzdanlar, deri ceket, poşet, misina, makas ve benzeri çok şey çıkıyor. Çantası hani şu Harry potter ‘daki “Hermonie ‘nin çantası” gibi mübarek yok yok :). Bu arada kendisinin, bu filmi izleyip izlemediğini bilmiyorum ama çok kitap okuyor, eminim kitaplarını okumuştur. Ona sorular sorarken, yüzüne bakarak yazı yazıyorum, kalemim hızlıca karalıyor defterimi.

IMG-20160702-WA0021

Kolundaki mavi bilekliği hiç çıkartmıyor ayrıca bu bilekliğin anısı derin mi derin! Ve bu bileklik, bir o kadar güzel. Bu mavi bilekliklerden yapıyor ve fiyatı önemli değil “sizin gönlünüzden ne kadar koparsa” karşılığında bu güzel bileklikleri adresinize yolluyor. Bu mavi bileklikle geçimini  sağlıyor da diyebiliriz. Sipariş almış Kayseri, Avustralya, Ankara, İstanbul, Viyana vb. yerlerden onlar için sipariş hazırlıyor. Öyle de temiz kalpli ki, alçak gönüllü bu yollardaki dostumuz aslında maddi bir beklenti içinde değil özünde, o işini yapıyor ve kendi işinin patronu bende röportajımı yazıyorum.Ona bakarken bir ara resim çizesim bile geldi. Ama malum çalışıyorum “gönüllülük işim” bu benim, caddeden dört güzel bayan bizlere gülümseyerek uzaklaşıyor, birde tasmalı kedi…

Jüpiter ‘in gözleri manalı, dolu, hadi kalk gidelim yeşile der gibi… Sokağın bile en eskisini seçtik, antik eski evlerden oluşan, bir yaşanmışlık kokusu olanı. Ben yazarken o bileğimin ölçüsünü aldı ve bana bir mavi  bileklik hatırası bıraktı. Kitap olacak adamsın diyorum ona. Röportajımıza biraz daha duygusal devam ediyoruz, biraz daha diplerden seni yollara sürükleyen temel şey nedir Jüpiter? Yüreğinde en derinlerinde ne saklıyorsun? O anda çözülüyor dili (göz pınarlarıma hakim olmak zorundayım ama..). Anlattıklarını duysanız sizin yüreğiniz dayanabilir mi acaba, çocukluğu, hastane anıları, babası, ailesi yaşadığı yer, büyüdüğü ev, dostlukları her şey birer birer dökülüyor. Jüpiter yaşıyor ben yazıyorum, ben doğayı hep uzaktan sevdim o ise sahiplendi, bende harekete geçtim artık doğanın yarısı da benim, şimdi Jüpiter düşünsün. 🙂

Jüpiter ile röportajın devamı diğer yazımda sizlerle olacak takipte kalın…

Merak edenler için, fotografkokanadam etiketi ile tmblr ve instagram sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

 

4 yorum

  1. Ah canım benim
    Öyle bir insan ki sanki hızır gibi insanın en ihtiyacı olduğu anda o kadar güzel yetişiyorki… Evrene bir mesaj gönderdim ve karşıma sabah 6 da uykulu bir jupiter çıktı. Hem de fotoğraf kokuyor gülümsemesi o kadar içten ve samimi ki her insanın böyle birine ihtiyacı var. Onun da doğaya onu tutmamak gerek başkasına yetişebilsin.

    Reply
    • Çok çok teşekkürler Deniz.. Yaşamımızın bir köşesinden ona ait küçük parçalar bulabiliyoruz. Bütün olarak aynı Puzzle’ın parçasıyız. Puzzle’mızın bir parçası olarak verdiğiniz destek için teşekkürler. Sevgi ve saygılar takipte kalın..

      Reply

Leave A Reply