BİR TUTAM HUZUR

0

Processed with Moldiv

  Sitem edip terk etmişliğin veya terk edilmişliğin acısıyla huzurevlerine sığınan yaşlıları kaçımız ziyaret ettik? Ziyareti boş verin; onların yaşamlarını yerinde incelemek için kaçımız gidip gördük?

Sevdikleri tarafından dışlandığını ama yine de onlara duyduğu özlemlerini dinleme ve onların yaşlı kişiliklerinde hayatın bir başka yönünü anlama düşüncesi kaçımızda uyandı? Bir evlat, bir torun, bir arkadaş özlemiyle başını koyduğu yastığa sarılıp, onu gözyaşlarıyla ıslattığını kaçımız hayal edebiliyoruz?
Bayramdan bayrama üçümüzün beşimizin, sırf objektiflere yakalanabilmek ve kendimizden söz ettirmek için gittiğimiz günlerin, onların belleklerinde ne denli önemli olduğunu kaçımız kavrayabiliyoruz? Kavrayamıyoruz çünkü bilmiyoruz. Kimse insan sevgisinden bahsetmesin.

 Ne oldu bize, ne zaman bu hale geldik yüreğimiz bu duruma nasıl razı oluyor; bizde aynı köprülerden geçmeyecek miyiz, yaşlanmayacak mıyız neden düşünmüyoruz bilmiyorum. O kadar bencilleştik ki kimseyi düşünmüyoruz, bir göz odada çocuklarına bakan ana babalara, çocukları koca evlerde yer bulamıyorlar.

 İlk kez huzurevine gittiğimde ağladım. Benimle birlikte Ayşe teyze de ağladı, Mustafa amca da… Hepimiz için zordu. Ama daha sonra alıştık. Canım sıkıldıkça, kendimi bu teknolojiyle boğulmuş hayatta boş hissettikçe gittim yanlarına. Artık hepsinin çocuğuydum.

 Ali amca, Mustafa amca, Mehmet amca, Ayşe teyze…

 Torununun resmini gösteren, sürekli ondan bahseden; Mehmet amcayı, altı çocuğunu okutup, büyüten fakat altı çocuktan bir tanesinin bir babaya bakamadığı; Mustafa amcayı, beni görünce kızına benzetip ağlamaya başlayan; Ayşe teyzeyi, ”Çocuklarım gelmiyor, siz gelip beni o kadar mutlu ediyorsunuz ki Allah sizden razı olsun’’ diyen; Ali amcayı, kendini Mustafa Kemal Atatürk ‘e benzeten; Mustafa Kemal amcayı ve daha nicelerini tanıdıkça renk değiştirdim. Onlar burada yalnızlardı. Bizlerden başka yanlarına gelen yok denecek kadar azdı.

  Huzurevinde öyle çok renk değiştirdim ki… Ve her renk değiştirişimde “huzurevinde yaşlı olmak zor” dedim içimden.

 İlk defa geldikleri yer, son defa geldikleri yer olacaktı çoğu için. Kabullenmeyenler olacaktı. Hüznün kadrolu, coşkunun geçici olduğu, bazen hüzne coşkunun bazen coşkuya hüznün karıştığı huzurevi iklimine uyum sağladığınızda, onların geçmişte kalan yaşantılarından kazanç hanenize artılar, öğretiler kaydettiğinizde yaşamınızdaki her şeyin renginin değişiverdiğini (çoğu kez yıllar sonra) fark edersiniz.

 Belirlediğimiz amaçlara ulaşabileceğimizi ne kendimiz ne de bir başkaları garanti edemez. Ama eninde sonunda hepimizin varacağı bir nokta var: YAŞLILIK. Ve yarınların bize ne kazandıracağı, neler kaybettireceğini de garanti edemeyiz. Sağlığımızı bir saniyede, mal varlığımızı bir imza atış sürecinde kaydedebiliriz.
Hayat çarkının hangi dişlileri arasında kalabileceğimiz hepimiz için meçhul değil mi?

 Onlar, bizlerin en değerli hazineleri onlara çok özenli bakmalıyız elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışmalıyız bizlere yakışan budur onları terk etmek değil, sevgiye boğmak ahir ömürlerini evlat ve torunlarıyla geçirtmek ve hayır dualarını almak bizlere yakışan budur.

 Geleceğimizdeki bir olasılığı görmek ve acı gözyaşlarını kurutmak için, haydi; huzurevlerine ve dedelerimize, teyzelerimize, amcalarımıza, nenelerimize…

[Toplam:14    Ortalama:5/5]

                                                                                                                                                                            ÖzgeÇABUK

Leave A Reply