BEYAZ TEBEŞİR

Bizim zamanımızda kara tahtamız vardı sınıflarda. Teknolojiyle sadece bilgisayar odasında karşılaşırdık. İki veya üç bilgisayarın başında merakla toplanır izlerdik doyasıya. Ama benim için o zamanların en güzel parçası o “kara tahta”. En çok beyaz tebeşirle yazmayı severdim, şimdilerde o olmayan heyecanla. “-Yazısı güzel olan gelsin.” diye çağırılığında o tahtanın karşısında bulurdum kendimi. Beyaza giderdi elim hep, inat ederdim o tebeşir küçücük bile olsa. Neden beyazı arardım biliyor musunuz? O karamsarlığın içinde göstermeliydi kendini cümleler. Tertemiz, düzenli bir o kadar da anlamlı ve sade olmalıydı yazılanlar. Okunabilmeli, anlaşılabilmeliydi… Önemli veya önemsiz olan her şeye özen gösteriyor olmak vardı parmaklarımın ucunda, bir o kadar da tertipli.

   Hayatımın her döneminde hep bunun için uğraştım. Elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. Bu yüzden kara tahtama hep beyaz tebeşiri yakıştırdım; ama tebeşirler ya maviydi gökyüzünü gösterip karanlığa tekrar bürünen ya pembeydi hayal dünyasına saklanıp gerçeklerle yüzleşemeyen. Sarı vardı birde yazın sıcaklığını hissettiren ama güneşi sevmeyen, yeşil vardı yaprakların solmasıyla hüzünlere bürünen, kırmızı ise aceleci davranıp alınan ve sonrasında elinde kırmızılığını bırakandı. İşte ben o ‘beyaz tebeşir’ ile yazmak istedim ömrümü de. Yaşadığım ve oynadığım o kara tahtanın sahnesi beyaz olmalıydı, perdesi de büyük alkışlarla kapanmalıydı.

  Bir zaman sonra baktım ki renkli renkli tebeşirler var sözcüklerimin etrafında. Mavisiydi, pembesiydi, sarısıydı, yeşiliydi yazılarımın düzenini bozan. Ben miydim bu karışıklık içerisinde yaşayan? Tüm tahtamı kaplayan sadece beyaz olsun istemiştim. Sessiz ve güvenliydi aynı zamanda ruhumu aydınlatırdı. Huzuru orada bulur, yazmayı onunla severdim. Sakinliğin adı, tarif edemediğim bir tadı vardı, anlatamam. Beyaza tutkunluğum hala var. Gözlerimin içinin parlamasına sebep olan; ellerimle tuttuğum kalemin mürekkebidir çoğu zaman. Renkli olan ne varsa karmaşık gözükürdü gözüme, ben de sadeliği yerleştirdim yüreğime. Olmazsa olmazım yaptım kendimde. Karşılaştığım her hayatta beyaz tebeşiri aradım, her zorlukta ayakta kalmamın sebebi buydu belki de.

   Peki, benim defterimde de hep beyaz tebeşirle yazılmış sayfalar mı vardı?  Aslında çoğu sayfamı bu şekilde yazmış, en sade haliyle doldurmuştum. Yaşadığım her an benim için çok özel, her an bulunmaz ve unutulmazdı. Yalnızlığa perde çekmiştim bu sayede ve mutluluğun gölgesinde dinlenmiştim. Şiirlerde ki umut kırıntılarını sayfamdaki beyazlığın tebessümüne yüklüyordum. Düşüncelerimin karamsarlığından kurtulmuş, beyazlığın içinde güllerin tomurcuklaşmasına izin veriyordum. Oturduğum kayalıkların üzerinde gözlerim beyaz bir ufuk görüyor, sesim mutluluğun sessizliğinde şarkılara eşlik ediyordu; ama yazdığım kitabın sayfaları tamamen beyaz tebeşirle kaplı değildi. Bu sayfaları doldurmama eşlik eden hayatlar, her rengi barındırıyordu içlerinde. Kin ve nefret dolu renkler ile karşılaşmak, beyaz renge bürünmüş cümlelerimi ağlatıyordu istemsizce. Bu nedenle geçtiğim yollar zorlanıyor, karmaşalık hatalara yön veriyordu. Buna engel olmak için alıyordum her seferinde elime beyaz tebeşiri. Bir silgi çekiyordum hayatıma girip beyazlığımı yok etmeye çalışan renkleri. Güçsüzleştiren ve çelimsizleştiren her ne varsa benim sayfalarımda onlara yer yoktu. Karmaşalığın ve hoş gözükmeyen renkliliğin sadeliğimin önüne geçmesine izin veremezdim. Çünkü sadelik beyaz olmaktı. Her şeyin en safı ve anlamlısıydı. Hayatınıza yön veren bir tutum, kendinize yaptığınız en güzel fedakârlıktı.

   Vazgeçemediğim bu sadelik sizlerinde ömrünüzün her karesinde yer almalı, en zor işinizde sizi o karmaşalığın içinden çıkarmalı. Size yardım eden ise o beyaz tebeşir olacaktır. Unutmayın herkesin bir kara tahtası vardır. Önemli olan bu kara tahtayı hangi renkle doldurduğunuz ve bu kara tahtanın sizin için ne derece önemli olduğudur. Elinizden beyaz tebeşir, ömrünüzden sadelik eksik olmasın.

Kübra Nur HAYTA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir