Anlatsa da Anlayamazsınız

Hiçbirimiz hiçbirimizin iç savaşını bilmiyoruz. Kimininkini görsek de kimininkine bakıyoruz. Bazısı bize mükemmel görünürken, bazısı berbat! Gece uyuyamayanlar hele; hele ki ağlayarak uyuyanlar… Kimileri mışıl mışıl yorgan yastık uyurken!
Bilmiyoruz işte! Karşımızdakinin anlattığı kadarından fazlasını bilmiyoruz. Çünkü bazıları öyle bir gizlenir ki asla anlayamazsınız. İçindeki o savaşları, o mermilerin, o mızrakların neleri delip geçtiğini ve neleri yok ettiğini… Anlayamazsınız; her yeni günün umutmuş gibi gösterip kaçtığını ve ardında karanlıklar bıraktığını. Sabahların sabah olmadığını, bin bir türlü düşünceyle yüzünü yıkadığında, kafasını kaldırıp aynaya baktığında ki o yüzü görseniz tanıyamazsınız. Beynindeki her hücreyi yok etmek istediğini, düşünmek denilen eylemi öldürmek istediğini ve bunları istediğinde canlı canlı yandığını göremezsiniz. Kum taneleri içinde kum tanesinden de küçük, ufacık umutlar aradığını, bulamadığında yaşayamadığını anlayamazsınız. Sanırsınız, yaşıyor sanırsınız. Yani anlatsa da anlayamazsınız!
Güldüğünde sonrasının gözyaşı olduğunu ve her gözyaşın da gökyüzünden yıldızlarının kaydığını, her kayan yıldızda daha da yaşlandığını anlayamazsınız. Çünkü dışından değil içinden yaşlanır… İçinin nasıl yanıp kavrulduğunu, o kahkahalar atarken tahmin bile edemezsiniz. Eve dönüş yolunda kafasının bedenine yük olduğunu, içindekileri gizlemekten bacaklarında derman kalmadığını bilemezsiniz. O sizin sorduğunuz sorulara yanıt verirken, kafasındaki sorulara da yanıt aradığını baksanız bile göremezsiniz. Köşeye çekilip oturur, oysa onun ruhu kaybolmuştur da siz yoruldu sanırsınız. Anlatsa da anlamazsınız.
Gözünüzün içine bakar da hüngür hüngür ağlar aslında. Düşer kalkar, kalkarken canı yanar, kanar yüreği; kanadı kırık kuş gibi çırpınır, duyamazsınız haykırışlarını. Denizin ortasında ıssız bir adadır aslında yanınızdayken; siz konuştukça irkilir ruhu anlayamazsınız. Anlatsa da anlamazsınız. Savaşırken ruhu, kemikleri çatır çatır eder, yeri gelir bir bakışa bin hayat yükler. Sonra yüklemini kaybeder de boğuluverir hayallerinde, kurtaramazsınız. Girseniz odasına; ah şu duvarların dili olsa da konuşsa! Ama konuşsa da anlamazsınız. Sudan çıkmış balık gibidir de o size yağmurda ıslandım der, kıştır içi ama o huyum böyle der; kışta olsa ısıtamazsınız. Böyle böyle yaşarken öldürür kendini bir nefes dahi olamazsınız… Anlatsa da anlayamazsınız…
Kimin de siyahı çoktur, kiminin de beyazı hani. Onda bunlar yoktur artık. Çünkü siyahı da beyazı da birbirine kavuşmuş iki hayattan ibarettir ruhunda. Çünkü siyah hüzündür de beyaz umut. Çünkü siyahta beyaz olmuştur, beyaz da siyah. Çünkü gri olmuştur onun içi! Hüzünlü umut, ağlayan mutluluk, karlı yaz, güneşli sonbahardır onun her zerresi. Gridir ve alacakaranlıktır geceleri. Öyle ki sabahlarına kadar uzayan bir alacakaranlık! Sabahı görünür aydınlık, gecesi günden kalma kalabalık… Biraz bulanık; yani anlatsa da anlayamazsınız. Anlatsam da anlayamazsınız!

BETÜL HARMANBAŞI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir