Rüzgarda Dağılan Yalnızlıklar

Dünya semtlerinin birinde, bir vakitte, zamanın az biraz evveli, samanın da en kalburunda, ilk gördüğümde O’nu; Süreya’nın dizleri gibiydi ikide bir, elini başına götürüp rüzgarda dağılan yalnızlıklarını düzeltirdi. Yalnızdım, onun da avaz avaz susuyor gibi bir hali vardı.

 

Nereden bilesin? ne çürüyen yaralar? Zihnin dehlizlerinde gizlediğini, ne muazzam çuvallar dolusu tattıklarını. Fakat bizimle birlikte kaderi büyüleyen bir şey vardı ortada, orası kesin. Pek tabii o vakitler; sevgilinin yahut aşkın ne olduğunu ufacık çapta bildiğimizi sanmıyorum. Yaptığımız saçma sapan kavgaları hatırlıyorum. Söylenmiş ve söylenen tüm hikayeleri ki daha fazlasını beklemek haksızlık olurdu; iki tepeden tırnağa hüsrandan. Keza, evren hiçbir zaman istememişti. Bu nitekim de aşikardı ve biz galiba görmezden geliyorduk. Görmezden geldiklerimizin bir bir hakkımızdan geldiğinden de bihaber. Bizi en çok kıran bilmediğimiz şeyler değil, başımıza asla gelmeyeceğinden emin olduklarımız değil mi aslında? ‘Bu kara yüzlü dünya gecesi benim gündüzüme en olamaz’ dediğim günlerden birinde idik, ‘Benim ilkbaharımın arkasından taş yürekli sonbahar gelmez’ dediğim duygularımın tam ortasına tekabül eden ve toprak kokusu çağlayan bir meskun mahalde idi ‘ilk vedamız’ ve inan hatırlamıyorum bile sebebini. Nisan yağmuru pek düşmezdi bizim oralara, hayrıyla mı geldi yağmur şerriyle mi?, onu da bilmiyorum. Belki kim bilir gitgide bir şeyler anlatmaya çalıştı kendi dilinde;

Neye evet? Neye hayır? Niye evet? Niye hayır?

Her tanıdık ayrılık sonrası usul ara beynimi kemiren sorularım gibi, hep ardından baka kaldığım; aşk, arkadaş, dost, kardeş, aile gibi ”O”na da salladığım mendil; mecburiyetler çelişkisine düşürdü beni..Ki bu çelişkiler; tüm ‘kişisel ilişkilerin ayrılıkları’  tam olarak. Bir an için hep böyle kalmasını istediğim tüm ilişkilerim, neden asla öyle kalmadılar? Hepsi; bir varmış, bir yokmuş, hem varmış, hem yokmuş olan her ayrılığı, barometresi değişken bir vurgun gibi mi işliyor yani? Kaderden yana dertlilerin birçoğunun bildiğinden pek de fazla değil anlatacaklarım…

Biri devamlı gider, zamanı durdursan dahi, etini kemiğinden çeksen dahi gider. İyi hadi gidiyorlar da, bir elin birbirinden farklı parmaklarının her birinin ayrılığın acısı neden hep aynı? Kabul, ayrılığın doğasında var bir acı. İnsanın bu kötü günlerde de; her şeyden, herkesten önce kendine sadık olması gerek. ”Zamanın yok edemediği hiç bir kötü gün yoktur” diyor çünkü Macbeth.  Benim asıl merak ettiğim, bizim gibi sızlar mı gidenin yahut gidilenin içi.. Ben giden de olsam sızladı içim, kalan da.. Gerçi bakmayın böyle konuştuğuma, ben aslında ne kalmasını bildim ne gitmesini becerebildim. Önemli olan insanlık diyoruz ya, hıh işte o insanlığı da anlamıyorum ki bir türlü. İnsanın olması gerektiği gibi yaşamasına, kişilerarası girdiği ilişkilerde iyi davranışlar sergilemesine ne ara ‘iyi insan’ anlamı kattık. İnsan ya iyi insandır, ya kötü madem. Cana can katanın adı iyiyse, canı acıtanın da kötü o vakit! Ee buradan hakikatle ne yani şimdi canımızı acıtanların hepsi kötü insanlar mı? Sadece çıkarlarına ters düştü diye mi bir insandan vazgeçildi? Geçenleri geçtim de, binlerce yıldır cevabı bulunamayan sorunun cevabı gerçekten ‘Çünkü halt vardı’ mı? Neden gider bir insan? Ben hep can yakanlardan gittim. Hiç canı yanan bırakmadım. Bıraktıysam eğer canım da yandı ve nice gemiler dolu limanlar yaktım, kabul belki bende içlerinde yandım ama yaktım. Yaktı isem ateşi bile isteye, el pençe diz divan geldiler. Geldiyseler beni ben yapan tüm değerlerim için beni sevip, neden o değerler için benden vazgeçtiler? Ben kimseyi koşullu sevmedim, kimseden önyargı ile nefret etmedim? Edindiğim duygular onların kendi güdülerinin hedefleri idi. Öyleyse kendi davranışlarının ceremesi için, neden bana kızdılar, küstüler, nefret ettiler, sevdiler, seviştiler, küfrettiler, yerin 7 kat dibine gönderip neden bir anda yükselttiler? Neden bana ağladılar yahu beni neden ağlattılar?
Filhakika arzu edersen azizim insanın olduğu her yerde var işte bu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir