Değişimin İki Yüzü

Nedir bu “değişim” denen olgu? Her zaman bir amacı var mıdır değişimini. Değişim iyiyi, doğruyu getirir mi her zaman? Dünyadaki her şey ve herkes değişmeye mahkum mudur? Değişmemesi gereken şeyler de yok mudur mesela? değişmek midir zor olan yoksa değişmeden kalabilmek mi? Tüm bu sorular hayatımın her evresinde dönüp durmuştur aklımda…   Değişim, özellikle modernite öncesi toplumlarda korkulan, gerçekleştirilmesi ve kabullenilmesi zor olarak görülen bir olgu idi. Nitekim insanlık tarihi. değişimin gerekliliğinin ve kaçınılmazlığının anlayabilmesi için oldukça sancılı dönemlerden geçmiştir. Bu nedenledir ki, günümüze kadar değişim üzerine daima övgüler yağdırılar gelmiştir. Bireyler, toplumlar ve örgütler sürekli olarak değişime teşvik edilmiştir. Bu çabaların bir sonucu olarak, günümüzdeki değişim anlayışı geçmite oranla çok ciddi bir ivme kazanmış durumda artık. Öyle ki insanoğlunun hayatında her zaman var olan değişim, hiçbir zaman günümüzdeki kadar hızlı ve yoğun bir şekilde dünyaya ve insanlığı şekillendirmemişti. Artık herkes değişimi sorgulamadan kolaylıkla kabullenebilir hale geldi. Dahası değişim için özel bir çaba sarf edilmeye başlandı. Hayatın her alanında değişimi yaratmak ve yakalamak, farklı olmak, bireylerin en temel yaşam felsefesi haline geldi.   Peki nasıl bir kavram bu değişim? Yaşantımıza bu kadar işlemiş olan, bu kadar teşvik edilen bu kavram özünde neleri barındırıyor? Değişim, esasında “iki yüzlü” bir kavramdır. Doğru zamanda, doğru şekilde ve doğru yönde gerçekleştirilen değişim pozitif yönlü bir etki yaratır. Bu değişimin takdir edilen, görülmek istenen, sevilen yüzüdür. Diğer yüzü ise tıpkı çürüyen bir meyve, eskiyen bir eşyada olduğu gibi özünden bir şeyler kaybederek, ters yönde ilerleyerek gerçekleşen bir dönüşümü ifade eder. Kimi zaman, hayatın içerisinde değişimin bu iki yüzünü bir arada görebilmek de mümkündür tabi. Örneğin teknolojideki değişim hayatın belirli alanlarında olumlu etkiler gösterirken, belirli alanlarında tam tersi yönde negatif etkilere sebep olabilmektedir. Cep telefonu ve internetin hayatlarımızı kolaylaylaştıran ve hızlandıran en önemli teknolojik gelişmelerden olmasına karşın, insan sağlığına ve sosyal hayata birtakım olumsuz etkilerinin olması  gibi… Aynı şekilde bireysel ve toplumsal değişimler de pozitif ve negatif etkileri bir arada bünyesinde barındırabilmektedir.   Değişim hiç şüphesiz insan hayatındaki en önemli, en hassas unsurlardan biridir. Değişimin yönü insan hayatının ve insanın şekillendirdiği dünyanın rotasını belirleyecek olan en temel faktördür. Ancak değişim, beraberinde  gelişimi  getirdiği zaman anlamlarıdır. Aksi halde, bizim bulunduğumuz konumdan daha gerilere götürecektir. Bireylerin ve toplumların özlerini ve değerlerini kaybetmesine, örgütlerin amaçlarından sapmasına neden olan bir değişim anlayışı, elbette kabul edilebilir bir anlayış değildir. O halde değişim kavramına doğru yorumlamak ve değerlendirmek, içinde bulunduğumuz değişim çağında en elzem konulardan biridir.   Nihayetinde “değişim”in her iki yüzünü de görebilmeli insan. Değişmek için değil, gelişmek için değişmeli. Unutmayın; asıl mesele değişmekte değil, değişimi doğru yönde gerçekleştire bilmektedir. Bu yüzden kimi zaman değişmemek, belki de çok daha doğru bir seçimdir. Emerson’un dediği gibi; “Seni sürekli başka bir şeye dönüştürmeye çalışan bir dünyada kendin kalabilmek en büyük başarıdır”. Değişimi yakalayın, ancak sizi dönüştürmesine izin vermeyin…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir