Cam Kenarı Felsefesi

İnsanlar ile ilgili kendimce felsefe yapabildiğim en iyi yer otobüslerdir. İnsanlar akşam saatlerinde yorgun argın evlerine dönerken ya da sabahları işlerine, okullarına giderken gizleyemezler içindeki duyguları. Yorgunken evde habersiz gelen misafire gizlerler, sabahları aslında çok kötü bir gece geçirdiklerini gizlerler öğretmenlerinden, iş arkadaşlarından. Ama benden gizleyemezler. Otobüslerde en sevdiğim an bir cam kenarına oturduğum, zaman zaman elinde çantasıyla otobüse yetişmeye çalışan bir memurun çalışmaktan kırışmış takım elbisesini savurması, zaman zaman güzel bir günün sonunda halen parfüm kokusunu muhafaza eden bir gencin görünüşüdür. Kimileri umutsuzdur beklediği otobüsün gelmeyeceği konusunda kimileri de yanlış otobüse otobüsünün geldiği düşüncesiyle hareketlenmenin utancında..

Tanımadığınız onlarca insanın arasında saklayamazsınız duygularınızı. Bazıları kafalarını kaldırmazlar cep telefonlarından, sevgiliye mesaj çekmekten. Bazıları bakışlarını saklamaz diğer insanlardan. Ama herkesin her hareketi bir şeyler anlatır bana. Kaybolmuşlukları, sevinçleri, endişeleri, acıları, utançları..

Fransızca kökenli grup kelimesinin Türkçe karşılığı çıkarları bir olan kimseler topluluğudur. İşte gidecekleri yere zamanında gitmek isteyen bir otobüs içindeki bir grup insan. Onlarla aslında menfaatlerimizin aynı olduğunu anlayamayız trafik tıkanıncaya ya da otobüs şoförü bariz bir hata yapıncaya kadar..

Ankara’yı bilenler için gözlerinde canlandırmalarının kolay olması açısından belirteyim. Ankara ODTÜ Vişnelik Tesislerinde almış olduğum İngilizce kursu normal olarak sonlanmıştı. Normal olmayan şey hava şartlarıydı. 2011 yılı. Ankara’nın kar yağışlı, soğuk bir akşamı… İki vasıta ile eve gidebildiğim memurca bir akşam daha.. Kurstan çıktıktan sonra Hugo’nun sevdiklerini kurtarma isteği kadar yerinde bir istek içimde, eve gitmek… Yanımda değerli arkadaşım Pınar.. Birbirimize iki dakikada bir eve nasıl gideceğimiz konusunda endişeli bakışlar fırlatmaktayız dile getiremesek de.. Birinci seviyeyi hiç can kaybetmeden tamamladık. Eskişehir Yolu üzerinden Eryaman otobüsüne binebildik. Otobüs bir kağnı edasıyla gidiyor vaktinden çok sonra yapılan asfalt yollarda.. Otobüsün hızı yolda biriken kar miktarına göre yavaşlarken otobüs içerisinde sohbetler koyulaşıyor. Derken birbirlerine bisküvi uzatan yabancılar. “Biraz da sen otur yorulmuşsundur ben çok oturdum” nezaketi.. Arka koltuklardan su yok mu sorusuna ön koltuktan uzatılan yarısı içilmiş küçük su uzatılması.. O anda anladım ki ortak menfaatler kimi zaman insanlığımızı da güçlendirebiliyor.. O akşam başıma gelen diğer ilginç olayları başka bir zamana bırakarak neticeye varayım, sağ salim eve gidebildim.

Bu anım sonunda, her zaman cam kenarına oturarak insanlar üzerine yaptığım felsefe çeşitlilik kazandı.. Her insan iyiydi. Her insan kötüydü. İhtiyaçları olan mahluk insanoğlu. Maddi ihtiyaçları karşıladığında gözünü manevi ihtiyaçlara çeviren bir mahluk..

Otobüs hikayeleri çoktur bende. Bir başka yazıda buluşmak üzere.. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir