Ahmet Hamdi Tanpınar – Ne İçindeyim Zamanın



Ahmet Hamdi TANPINAR babasının kadı olması nedeniyle İstanbul dışında Sinop, Ergani, Musul, Siirt ve Antalya gibi birçok şehri görme şansına sahip olmuştur. İlk defa 1916 yılında gördüğü Antalya, İstanbullu bir deniz çocuğunu çok etkiler. Özellikle denizle sahilin birleştiği ince çizgi, denizin kayalara vuruşu, Güvercinlik ’teki mağara ağzının deniz suyuyla bir dolup bir boşalması, öğle saatlerinde durgun denizin ışıkla ve dipteki taş ve yosunlarla aldığı manzara, ileride onun estetiği üzerinde büyük rol oynayacaktır. Tanpınar, Antalya ’ya 1921 yıllında tatil yapmak için tekrar gider. Güvercinlik ’teki mağara ağzında yine aynı ışığı görür. Sahil ve kayalarla birleşmiş deniz, onda mükemmeliyet duygusunu uyandırır. Her şey çok güzeldir, yalnız bu güzellik ona “acaip bir ölüm düşüncesi arasından gelir” ve Tanpınar şiire bu senelerde başlar. Fakat estetiğinin temeli olan rüya fikrinin Güvercinlik ’teki mağaradan geldiğini de ısrarla belirtir. Tanpınar ’ın 1928-1930 yıllarında asıl estetiği Valery ’yi tanıdıktan sonra belirginleşir. Valery ’i o sıralarda Paris ’ten yeni dönmüş olan Ahmet Kutsi Tecer aracılığıyla tanımıştır. İki şairin de ortak noktası zekâ ve aydınlıktır. Tanpınar, Valery ’den sanatta ebediliğe, mükemmellik yoluyla ulaşalabileceğini öğrenir. Ona göre estetiği veya şiir anlayışını, rüya kelimesi ve şuurlu çalışma fikirleri etrafında toplamak mümkündür. Tanpınar, Valery ’nin “Velev ki rüyalarını yazmak isteyen adam bile azami şekilde uyanık olmalıdır” sözünü değiştirir, “En uyanık bir gayret ve çalışma ile dilde rüya halini kurmak” şekline getirir ve bunun şiir anlayışı olduğunu belirtir. Felsefesi hayat hamlesi ve süre düşüncesine dayanan Bergson ve psikanalizin kurucusu Freud, Cumhuriyet ’in ilk yıllarında adlarından en çok söz ettiren düşünürlerdir. Bunlardan Tanpınar ‘da etkilenir. Antalyalı gence mektubunun sonunda yer alan ve Tanpınar ’ın Bergson ile Freud ’dan etkilendiğini gösteren sözler şöyledir:
“Şiir ve sanat anlayışımda Bergson ’un zaman telâkkîsinin mühim bir yeri vardır… Rüya meselesi beni Freud ’a ve psikanalistlere götürdü.”
Tanpınar ’ın estetiğini yansıtan şiirleri ve Antalyalı gence mektubunun yanında, bu hikaye de onun karanlıktan aydınlığa, karmaşadan düzene, kasvetten ferahlığa geçmeyi esas alan hayat ve sanat anlayışına ilişkin önemli bir belgedir.
Ahmet Hamdi Tanpınar şiirlerinde zaman kavramına yer veren, zamanı şiirle yoğurmaya çalışan şairlerimizdendir. Ahmet Hamdi ‘nin şiirlerindeki ”zaman’ kavramı sıradan bir zaman değildir. Zaman, Ahmet Hamdi için bambaşkadır. “Ne içindeyim Zamanın” adlı şiiri özgün bir biçimde işlediği zaman kavramını anlamamıza yardımcı olacaktır. Ona göre şiir, kadın gibi meşgul olunmak ister, uğraşmadan olmaz. Roman, hikâye, deneme, edebiyat tarihi, edebiyat incelemesi gibi, her biri değişik dikkat ve yoğun mesai isteyen sahalarda çok ciddi çalışmalar içine girmesinin de tesiriyle olsa gerek, şiire çok fazla zaman ayıramamış; ancak, kusursuz şiir arayışından da vazgeçmemiştir. Tanpınar ‘ın bütün şiirlerinin sayısı -bitmemiş olanlar dahil- yüzü bulmaz. Sanatın zannedildiğinden çok daha ciddi bir iş, mısranın ise “bütün bir kâinat” olduğunu düşünen şair, “onu bilerek yapan, hele o mısrada elde ettiklerini ikinci ve üçüncüsünde o kadar değişik ve birincisine uygun şekilde” sürdürebilen sanatkârı, “insanların en büyüğü ve mucizelisi” saymış; bu yüzden az yazmış, fakat yazdıklarını iyi işlemiştir.
Şiiri incelediğimde zamanın ne tam dışında, ne de tam içinde olan, uçsuz bucaksız zamanın saptanmış bir parçasında kendine çok özel bir yer bulan şair, dış alemin aşırlığından kurtulmuş ve kendini ruhsal alemde kabul etmiştir. Buna dayanaraktan tüyden bile hafif olduğunu belirtmiş, rüya halinde olma izlenimi vermiştir. Değirmeni zaman olarak almıştır. Bakarsak O artık kendi kurduğu bir dünyadadır. Şairi çevreleyen bir mavilik, bir mavi ışık mevcuttur. İlk 2 dizede görmüş olduğumuz kararsızlık son dizelerde yerini belirginliğe bırakmıştır. Bu mavi ışık, yaşam ile ölüm arasında zamanın tedirgin ettiği bir dünyada şairin gidip geldiği akıştır. Görüldüğü üzere son iki dizeyle başa, yani zaman karşısındaki kararsızlığına dönmektedir. Ne içindeyim Zamanın, başka bir zamana geçme arzusu üzerine oturtulmuştur.
 

NE İÇİNDEYİM ZAMANIN

Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpâre, geniş bir ânın
Parçalanmaz akışında.
Bir garip rüya rengiyle
Uyuşmuş gibi her şekil,
Rüzgârda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.
Başım sükûtu öğüten
Uçsuz, bucaksız değirmen;
İçim muradına ermiş
Abasız, postsuz bir derviş.
Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim.
Ahmet Hamdi TANPINAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir