SON’BAHAR

Susuyorum yine sana bu sıralar, biriktiriyorum dize dize defterimde mısralar. Sırlarla dolu olan sakladığım kutuma yeni birini daha ekliyorum. Bu sefer gözyaşlarımı da içine akıtıyorum, yaprak yaprak döküyorum umutlarımı. Tutuyorum kendime verdiğim sözü, tek başıma taşımaya çalışıyorum bu koskoca yükü. Öyle ki dayanmıyor bir müddet sonra bedenim, kaldıramıyor yenik düşüyor bir kez daha yüreğim. Yeni bir mevsimin haberini alıyorum o anda. Sonbahar geliyor! Yine hazan uğruyor kapıma, bırakıyor Eylül ‘ü tutuşturuveriyor elime biranda. Güneşli günleri uğurluyor, giriyorum işte o ‘son’ denilen bahara. Bereket toprağa damlamaya başlıyor, toprağa nem değiyor, yüreklere tarifsiz hüzünler çöküyor. Hep böyle yaşamaz mıyız cıvıl cıvıl bir yazın ardından? Sonra donuk yüzünü gösterir tekrar hazan, soğukluk hissedilmeye başlar dondurmayı anımsatan. Çatlayan toprakların yağmurla buluşma mevsimidir şimdi. Belki çocuksu sevinçlerle yaşananların ellerini kelepçeleme; dilde söylenenleri yüreklere kilitleme mevsimidir. Yemyeşil yapraklar sararmış, renk renk çiçekler solmuştur. Sebepsizce gözyaşları akıtılmaktadır artık; bir gökyüzünden, bir gözlerden… Gönlümüzün kuytusunda sakladığımız “son” bir umutla yürüyoruz. Ne kadar az yol almış olsakta son kalan umudumuza güveniyoruz. Belki de vedalaştığımız, son kez gördüğümüz, yüreğine tutunduğumuz dostlarımızla, yakınlarımızla ayrılıyoruz.    Acaba bizler var oldukça kaç son dediğimiz bir bahar yaşadık ve daha da yaşayacağız? Her yıl sonbahar uğruyor eylül ile evlerimize. Hem de her yıl son diyoruz biz bu sonbahara; ama sadece ömrü yetemeyenlerin sonbaharı oluyor bu mevsim. Bak! Bırakıyoruz o sebepsiz gözyaşlarını yine ardımızda. Yazdan kalma bir sonbahar havasını teneffüs ederken; hüzünlendiğim, ağlamaklı ve umutsuz geçirdiğim bir ‘son’ bahara daha izin vermiyorum bahçemde. Düşünün bu yıl ne farkı vardı ki geçen sonbaharlardan? Böyle sihirli bir mevsimin sırrı ne olabilir? Benim içimde tarif edemediğim hüzünler olurdu her sene, yüreğimi acıtan, huzurumu kaçıran… İnadına yoktu şimdi. Güzel bir heyecan ve olabildiğince sevinç vardı, umut vardı. Gecesinde, gündüzünde ayrı bir feyz vardı, bereket vardı. Günü gelince rüzgâr uğruyor önüne katmış olduğu yapraklarla yolunuza, solmaya yüz tutmuş çiçekler dökmüş yüreğinizin kapısına. Yaşadıklarımız, yaşadıklarınız, yaşayacaklarımız, yaşayacaklarınız hepsi bu iklimin habercisi.

     Soruyorum daha kaç ‘SON’ dediğimiz BAHAR yaşayacağız?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir