Acı ve Mutluluk

Güçlü biriyim sanıyorlar beni…
Gülüşüm, konuşmalarım hepsinde güçlü olduğumu sanıyorlar. Oysa o kadar zayıfım ki! Hani iğne batsa, bedenimden geçtim ruhuma kadar hissederim acısını. Canım kıymetli olduğundan değil; tabi ki canım kıymetli herkes kadar ve kıymetsiz herkes kadar…
Canım yanar hemencecik. Küçük bir çocuk görsem, mendil satan bir çocuk ya da üstü başı yırtık, içim de bir şeyler kıpırdar, cız eder bir şey, canım var ya çok acır. Mesela geçenlerde yolda ölmüş bir kedi gördüm, canım nasıl yandı anlatamam, gerçekten canım yandı. Hala gözümün önünde hali. Bir de yağmur yağıyordu, ıslanmıştı hiçbir şey yapamadım. Hiçbir şey yapamadım! Bir film izlerken, filmdeki bir oyuncunun, o oyunculukla başardığı sahte ağlamayla ben ekran karşısında gerçekten ağlarım. Biri ölse o filmde üzülürüm ben, çok üzülürüm… Ya da çocuk annesine sarılsa, o küçücük çocuk ağlasa ağlarım bende. Dayanamam işte. Çünkü çok güçsüzüm aslında. Ama beni güçlü sanıyorlar. Gülüşüme aldanıp mutluyum sanıyorlar. İçime dolan hüznün yüzümde gülücüklerle dışa vurduğunu bilmiyorlar. Fırtına ne ki, içimde rüzgâr çeşitliliğiyle savrulduğumu bilmiyorlar.
Elbette gerçekten mutlu olduğum zamanlarım da var. Bazen bunun sebebi yine küçük bir çocuğun bana gülümsemesi olur, bazen bir çift gözün bana ta en derininden bakması. Kimi zaman yeni aldığım renkli bir kalem ya da yeni bir defter. Ya da ne bileyim bir kuşun uçuşu, gökyüzünde ahenkli dansı. Yani küçük şeyler, göze gelmeyen; ama yüreğe hitap eden, ruhu titreten ve dinlendiren küçük ve sadece insanın yüreğiyle hissedebileceği şeyler. Zaten asıl mesele bu değil mi? Yüreğinde hissedersen canın yanar ve yine yürek kanatlanırsa mutluluk varlığını hissettirir. Akıl işi değildir acı yahut mutluluk. Aslında acı da mutlulukta eş değerdir, yürekte kim bilir belki de bende bu yüzden güçsüzümdür. Küçük şeylerden mutlu olabiliyorsam demektir ki küçük şeyler beni kırabilir hatta yıkabilir. Size göre anlamsız, hiç yoktan olan şeyler bana gözyaşı döktürebilir. Sizin akşamdan sabaha unuttuğunuz o küçük şey benim akşamdan kalma acım olabilir. Belki hayallerimi suya düşürebilir, belki de oracıkta hayallerimi boğabilir. Bunun tam tersi de olabilir. Siz küçük renkli kağıtları alırken sadece alırsınız; ama ben renklerinden ötürü içimde uyandırdığı umut tohumları için alır bir de üstüne mutlu olurum. Ben küçücük saç tokasıyla bile mutlu olurum, belki de siz saçınıza taktığınız bir ip ya da metal parçası diye nitelendirirken.
Böyleyim işte güçsüzüm, canım yanar; ama mutlu da olurum elbet. İki yanımda birbirini tamamlar; küçük kırılmalar ve küçük mutluluklar. Ne kadar yansa da canım mutluluğu haram kılmam kendime, ne kadar güçsüz de olsam, kolum kanadım kırılsa, kanasa ve için için ağlasa da şu içim, oturur dua ederim. Ağlarım. Belki sabaha kadar ağlarım belki günlerce ağlarım, ama sığınırım, derdi veren dermanına çoktan hazırlamıştır deyip karartmam içimi. Kararttıysam da kendi kendime aydınlığım olurum. Güçlü görünüyorum değil mi? Hayır değilim, hiç değilim. Sadece ruhumu ayakta tutmaya çalışıyorum, bedenim zaten idare ediyor kendi kendine. Ruhtur asıl mesele bende. Yeter ki ruhum yaşasın, varsın olsun acısı mutluluğu lakin ruh yaşasın bunları; acı ve mutluluk. Ruhu perperişan eden de hayata bağlayan da iki kelime; acı ve mutluluk. İşte beni güçsüz kılan; ama güçlü gösteren bunlar. Sağ olsunlar güçsüzlüğüme perde gibi inip onu saklıyorlar…

BETÜL HARMANBAŞI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir