Hayata Neresinden Bakmalı ?

Bildiğiniz gibi insanlar doğar hayatın yaşar ve daha sonraysa ölürler. Bu süreç bizlere uzun gözükse de aslında sandığımızdan çok daha kıssadır. Bu kısacak zamanı, o kadar dolu yaşıyor o kadar çok şey sığdırıyor ki insan oğlu, yine de bir türlü doymak bilmiyor. Yani son sürat yaşayıp, bir çırpıda tüketiyoruz hayatı farkında bile olmadan. Ve yine; sanki bu hayatta her şey bizim üzerimize kurulmuş da bizden başkası yokmuş gibi davranıyoruz.  Evet aslında bütün bu olanları hepimiz yaşıyoruz. Bile bile veya farkında olmadan maalesef ki bazı konularda hayata dar çerçeveden bakışıyoruz.” Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” deyimini kusursuzca hayatımıza Felsefe ediniyoruz. Belki de ağlanacak halimize oturup saatlerce gülüyoruz. İnsan hayatı basit bir puzzle’ın parçalarına benzer. Eşer hayatınızda ki tüm parçalar doğru yerdeyse ve doğru güzellikteyse hayata doğru açıdan bakabiliyorsunuz demektir. Kusursuzdur! işte o zaman, hayatında ki ufak tefek denilecek pürüzleri dahi görmezden gelebilir ve hatta bu konulara başka bir açsıdan yaklaşmayı dahi deneyebilir insan. Çünkü insanın temel tabuları ve temel fikirleri ne olursa, süreceği yaşamda onun üzerine bina edilir. Ama her zaman istediğimiz gibi gitmeyebilir işler. Tutarsız davranırlar hayat bize çoğu kez. Bazen, hiç olmadık şeylere bile geresinden fazla üzülür, gereğinden fazla üzerine düşeriz. Kiminin mutluluğu bizi mutlu etmeye yetmezken, bir başkası için fazla bile gelebilir. Dengeler iyi kurulmazsa, hayatımızda ya bir eksik vardır ya da bir şeyler fazladır. Ama bu hayata, biraz da hangi çerçeveden baktığınızla ya da hayata neresinden baktığınızla alakalıdır bence. Bir gazeteci şöyle yazmıştı: ‘’Oğlumun kırılan bacağından baktım hayata…” Kendisini oğlunun yerine koyup, aynı acıları hissetmiş olsa gerek. Bir babanın, belki de ne kadar çok acı çekişini anlatan bakış açısı tam da bu olmalıydı bence. Zaafları için, değer verdiği insanlar için veya zenginlik için doğru açıyı arayanlar mı, yoksa gerçekten parçaları doğru kullanan insanlar mı hayta doğru açıdan bakmayı başarabiliriz. benim naçizane görüşüm; parçaları doğru kullanamayan insanların başarabilme ihtimalinin dahi olmadığı yönünde. Konuyu daha fazla dağıtmaya gerek yok aslında.Nereden nasıl bakarız ki hayata Mesela Israil’in saldırıları altında kalmış çocukların gözlerinden bakalım. Ya da yatalak bir hastanın gözünden. Engelleri bile kendine engel görmeyen, gencecik yaşında geçirdiği trafik kazasında iki bacağını da kaybeden ama yaşama ümidini asla kaybetmeyen insanın hayata bakışı, düşünce engelli engelsizler gibi olabilir mi! Ya da bir çırağın hafta sonu aldığı haftalığın sıcaklığından bakalım. Helal çerçevesinde kazandığı paranın hayata bakış açısını nasıl değiştirdiğini düşünelim. Hepsi bir yana gözleri görmeyen birinin kulağından, bastonunun çıkarmış olduğu seslerden, dokunuşlarıyla oluşturduğu algılama kabiliyetinden bakalım… Hangimiz o insanların hayatına göz ucuyla dahi olsa bakmayı denedik ki? Zoruma gidiyor bu kadar yolunda gitmeyen şeyleri insanların görmezden gelmesi, yaşananlara kör olması.  Kuyunun dibine atılmış, oracıkta terk edilmiş birinin gökyüzünü ve dünyayı algılamasını düşünün mesela. Dümdüz bir ovadan ya da yüksek tepelerden bakıyor olsak bile, bazen kuyudan bakan Yusuf gibi çaresizce bakarız hayata anlayacağınız. ‘’Bakışlarımız aynı yönde deşilse eşer, herkes doğrulardan kaçarak vicdanlarını bastırabiliyor yani’’ Daha doğrusu anlatmak istediğim şu; Hayat, gördüklerimizden çok, göremediğimiz ya da görmek istemediğimiz bir sürü olayla dolu. Bir parça ekmek uğruna yoksullukla mücadele eden, özürlüsü vicdansızca elinden alınmış, mutluluğu mumla arayan savaş masumlarını ne kadar anlayabiliyoruz ki? Nerede durduğumuz önemli değil, nasıl baktığımız ve nereye yürüdüğümüz önemli! Renkli, özentili, ışıltılı görüntüler ve tüm medyatik unsurlar bakış açımızı yönlendirir hale gelmiş. Neresinden ve nasıl bakıyorsak bakalım hayata; bakmak ile görmek arasında sadece dağlar değil, fersah fersah denizler olduğunu iyi anlaması gerekir insanın. Aynı yöne bakıp farklı şeyleri görebilen insanlar her ne olursa olsun, hangi konu anlatılırsa anlatılsın başkalarının penceresinden hayata bakmayı da bilmeli. Bakan göz olsa da tanıyan, anlayan, kavrayan gönüldür. Gönülde doğruyu yanlıştan ayıran şuur ve idrak olmayınca, sadece gözün bakmasıyla görmek imkânsız hale gelir. Bir mücevhere sarrafın bakmasıyla sıradan bir insanın bakması arasında çok fark olduğu gibi…

O halde gelin hep birlikte; hayata yatalak bir hastanın gözünden bakmayı deneyelim. Bakıma muhtaç, başkası olmadan yemek dahi yiyemeyen bir gencin hayatı nasıl olmalı bir düşünelim en azından. Savaşla büyüyen, sokakta oynadığı arkadaşlarını kaybetme korkusuyla yaşayan Filistinli çocukların hayatı nasıl gördüğünü düşünelim elimizden hiçbir şey gelmese de! Hayatın renklerini ona anlatıldığı kadarıyla bilen bir aşmanın hayata bakış açısı nasıldır hissedelim. Artık düşüncelerimizle engelli kardeşlerimize engel olmak yerine engeli kaldıran bakış açısı yakalayalım gelin. Kendi hayatını en anlamlı ve en verimli hale yine kendi öz yaşanmışlığı ile getirebiliyorsa insan, birde başka insanların gözünden hayata bakmayı denemeli. Boşa zaman harcadığımız şeyleri bir kenara bırakıp, vicdanımızı tırmalayan badireleri düşünerek empati yapmanın bir tık ötesine geçelim mi… Ne dersiniz?      

İslam FINDIK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir