Chappie

Kısaca filmin konusuna göz atacak olursak; Chappie, yakın gelecekte Güney Afrika ‘da artan suç oranlarına karşı robot-polis kulanımı sonrası gelişen olaylar? konu alıyor. Bu robotların yaratıcısı olan Deon ‘un, düşünebilen, hissedebilen ve insancıl özelliklere sahip olan bir robot yaratma denemeleri sonuç verince ortaya ilk insani özelliklere sahip robotu Chappie çıkıyor. İlk filmiyle büyük başarı yakalayan birçok yönetmenin filmlerinde olduğu gibi Blomkamp ‘ın da yönetmen koltuğuna oturduğu her yeni filmi, District 9 ile kıyaslanmasına sebep oluyor. Lâkin, öncelikle kıyaslamaktan ziyade Chappie ‘nin, birçok noktada District 9 ile benzerlikler tabındığını söylemeliyiz. District 9 ‘da insanlığın ve insani değerleri uzaylılar üzerinden resmeden Neill Blomkamp, Chappie ile insanlık özelindeki dertlerini, robotlar aracılığıyla anlatmayı tercih ediyor ve soruyor: “insan doğuştan m? iyi ya da kötüdür yoksa toplum mu onun iyi ya da kötü olmasından önemli rol oynar.” Blomkamp ‘ın sorduğu soruya net bir cevap verdiğini söylemek ne yazık ki mümkün değil. Bu doğrultuda yönetmen herhangi bir cevap vermek yerine üç farklı felsefi düşünceyi seyirciye sunarak, cevabı da seyirciye bırakıyor. Öncelikle özgürlük karşıtı bir düşünce ortaya koyan Blomkamp, Jean-Paul Sartre ‘ın varoluşçu felsefesinden besleniyor. En basit haliyle varl???n özden önce geldiğini, bireyin özü olmadığını savunuyor. Fakat, yönetmen Chappie ‘nin eğitimi süresince birçok kez iradenin sorumluluğuna da değiniyor. Bu da psikolog Alfred Adler ‘in yine özcülük karşıtı düşüncesini anımsatıyor. Son olarak ise Blomkamp, özcülük düşüncesini de görmezden gelmiyor ve birçok sahnede Chappie aracılığıyla insanın bir özü olduğunu ve doğumundan itibaren bu özün vereceği kararlarda etkili olduğunu gözler önüne seriyor. En başta da belirttiğim üzere yönetmen, kendi düşüncesini söyleme cesaretini gösteremiyor. Tüm bu felsefi düşüncelerin yanı sıra Tanrı kavram?yla ilgili de belli başlı fikirler ortaya atılıyor; fakat havada kalan bu söylemler filmin sonunda çok daha sıra dışı, kısmen başarılı bir konuya başlanıyor. Öyle ki, senaryo anlamında ciddi sıkıntılar barındıran filmin yönetmeni Neill Blomkamp, bu açığı film boyunca yukarıda bahsettiğim sorularla seyirciyi oyalayarak kapatmayı başarıyor başarmasına da, Hugh Jackman ‘in canlandırdığı ve biraz da aksiyon serpelim amacıyla eklenmiş karakterin yarattığı yapmacıklığın kapatmayı hiçbir şekilde başaramıyor. Chappie için daha önce anlatılmamış bir hikayeyi anlatıyor demek mümkün değil. Özellikle 1987 yapımı Robocop filmiyle oldukça paralel bir düzlemde ilerleyen Chappie, birçok konuda da Robocop ile benzerlikler gösteriyor. Robocop ‘ta artan suç oranlarına karış robot-polis sistemine ilk kez Murphy karakterinin çelik zırh girmesiyle geçilirken, Murphy ‘nin insani özelliklerini kaybetmesi sonucu bir insanın tamamen makineleşmesi anlatılıyordu. Chappie ‘de ise bir robotun, insani özellikler taşıması konu alınıyor. Bu açıdan iki film arasında zıtlık varmıış gibi gözükse de Neill Blomkamp ‘ın, Robocop ‘tan etkilenmediğini söylemek Fazla iyi niyetli bir yaklaşım olacaktır. Bir adım ileriye gidecek olursak Chappie için, Robot Filminin de yıllar sonra çekilen ”prequeli” diyebiliriz. Yine de, Neill Blomkamp ‘ın yönettiği 2004 yapımı Tetra Vaal isimli kısa filmden yola çıkarak çekilen Chappie, Elysium ‘dan sonra ilaç gibi geldi. Hans Zimmer ‘in alışagelmiş tarzının dışına çıktığı müzikleriyle renklendirdiği Chappie, sıkılmadan seyredeceğimiz bir seyirlik sunuyor. Fakat Blomkamp ‘ın yeni bir District 9 ‘a daha imza atacağı düşüncesi -en azından benim için- yavaş yavaş yerini ümitsizliğe bırakıyor.  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir