Mutluluğun Formülü ”3T ”

Mutluluk kelimesi dudaklarımızdan dökülürken bile nasıl da güzel değil mi? Sizi bilmem ama bana telaffuzu bile hoş geliyor. Mutluluk! Hepimizin derdi o değil mi? İnsan mutlu olduğu şeyleri severek yapıyor, mutlu olduğu anları unutmuyor, kendisine mutluluk veren kişilerin yakınında olmak istiyor. Mutluluk, ruhun yüceldiği, zirvelere çıktığı anlarda yaşanıyor. Zamanla öğreniyoruz, devamlı bir hal olmadığını, anlarda yaşanıp bittiğini. Ama yine de peşinden sürüyor bizi. Hatta uzun süre yokluğu öldürebiliyor, dermansız dertlere duçar ediyor. (Bknz. Depresyon) Fakat bazılarımız mutluluğu öylesine mecburiyetlere başlıyor ki, gerçekleşmesi imkansız bir hal alıyor. Özellikle modern dünyanın “zavallı” insanları mutlu olmak için öyle çok şeye sahip olmak zorunda ki! Mutluluk hem peşinde olduğumuz hem de yaşam biçimimiz ve bakış açımızla kendimizden uzaklaştırdığımız bir fenomen haline geliyor. Oysa çocuklara bakın! Açlıkla mücadele eden ülkelerde yaşayan insanlara bakışını mutlu olmanın ne kadar kolay olduğunu hatırlamak istiyorsanız. Kuran-ı Kerim’in Meali okumalarımdan çıkardığım bir sonuç var ki, Allah-u Teala ısrarla düşünmeyi emrediyor. Kendisi hakkında, yaratılanlar hakkında, yaşanan olaylar hakkında derinlemesine düşünmeye teşvik ediyor. Yineleyerek, defalarca varlıklar ve olaylar üzerinde düşünmemizi istiyor. Çünkü insan Kuran’ın emrettiği metodla düşünmeye yani tefekkür etmeye başladığı vakit ufku büyüyor, umudu büyüyor. Yıllar önce okuduğum bir kitabın ismi aslında bunu çok güzel özetliyordu . Kitabın ismi şöyleydi; “Tanrı’nın umut olduğunu söyledi bir büyüğüm”. Evet, Tanrı ümittir. Ve tefekkür onun varlığı düşüncenizi pekiştirirken size ümitlendirir, sıkıntılarınız? küçültür.  Çünkü yaratılmışlar hakkındaki detaylı düşünce insanı sonsuz kudretlere sahip bir yaratıcıya götürür. Çok yüce, eşsiz, sınırsız, sonsuz, düşünemeyip hayal edemediklerimizi tasarlayıp var eden çok büyük bir sanatçı. Varlıkları muhteşem bir ahenk ve dizaynla var eden…Bilgimiz arttıkça , günden güne yüceliğine daha da şahit olduğumuz varlık.. Rabbimiz. Bizi boşuna var etmiş olabilir mi? Başımıza gelenler sebepsiz gerçekleşiyor olabilir mi? Aynı derin düşünceyle hayatımıza yöneldiğimizde ve hayatımız hakkında tefekkür ettiğimizde, bizi üzen kişiler ve olaylar hakkında çok farklı kanaatlere varabiliriz. Yaşadığımız en acı olayın altında bile bizi besleyecek, yüceltecek bir sebep bulabiliriz. Tefekkür, her durumda bizi üzüntü ve sıkıntılarımızın küçülüp, umudun büyüdüğü bir limana getirecektir. Sahip olduğumuz iyi kötü herşeye başka bir gözle bakmamızı sağlayacaktır. Tefekkür, isyanın önünde bir engel ve kabullenmenin anahtarıdır. Çünkü ancak tefekkür ederek sebep-sonuç ilişkilerini kurabiliriz. Yaşadıklarımız ve başlı başına “yaşam” tefekkürle anlam kazanabilir. *********** Tefekkür, yaşamımızın anlamını ve kendimizi olduğumuz gibi kabullenmenin rotasını çizer bize. Nimetleri farkettirir. Ah, ne çoktur o nimetler! Saymaya kalkışsak güç yetiremeyiz. Fakat nedense, yüzeysel düşündüğümüz zaman hep eksiklerimiz çarpar gözümüzü. Ah, ah! Kimlerin neleri vardır! Nelere sahiptir eller. Nasıl da şanslıdırlar! Oysa “derin düşünce” size sahip olduklarımızı sunar gülümseyen bir çehreyle…”Bak” der… Ne çok şeye sahipsin ve ne kadar şanslısın! Her anın binlerce nimetle dolu! Farkettikçe, şükredersiniz. Her bir nimet için, aklınıza geldikçe, kalbinizden, “elhamdülillah dersiniz. “Elhamdülillah”… Nasıl güzel bir kelimedir ! ..Mutluluk kelimesinden bile güzel, değil mi? Elhamdülillah demek,” Allahım bana verdiklerin için sana teşekkür ediyorum ve bu nimetlerin devamını istiyorum!” demektir. Ne doğru bir yakarıştır o.. Ne akıllıca bir yatırımdır. Bütün hazinelerin, kainatın ve yetkilerin tek sahibine edilen teşekkürden daha anlamlı bir davranış olabilir mi? Elhamdülillah dedikçe artar nimet. Sen farkettikçe çoğalır. Görmeyi bilmiyorsan, dünyadaki bütün güzelliklere ve imkanlara sahip olsan da şükretmen için bir sebep bulamazsın. Bir insan için mutsuzluğun en büyük sebebi içinde bulunduğu nimetleri farkedememesidir. Halbuki şükrettikçe farkındalık artacak, farkettikçe de şükür çoğalacaktır. Bu ikilinin birlikteliğindense inanın, damıtılmış bir mutluluk doğacaktır. ********** İnsanın her istediği olmuyor değil mi? Bazen çok istemek yetmiyor, yanmak, yıkılmak, dua etmek, çabalamak sonuç vermiyor… Bir hedefe güdülenmiş mekanizma hedefe ulaşamadığında birkaç tepki verebilir. Ulaşamamayı kabullenebilir. Tekrar deneyebilir. Öfkelenebilir. Kuran ne kadar düşünmekten ve şükretmekten bahsediyorsa yaklaşık bunun kadar teslim olmaktan bahsediyor. Fakat bu teslim oluş pasif bir bekleyişi tanımlamaz. Tevekkül, insanın sahip olduğu tüm imkanları ile çabalaması ve sonrasını Allaha havale etmesi konforudur. Eğer bir önceki aşamayı yani tefekkürü verimli geçirdiyseniz bütün kudretlere sahip, Ol deyince olduran, sizi her an duyan, dualarınıza icabet eden bir yaratıcıya inanmaktasınızdır. Sizin arzunuzu, isteğinizi gerçekleştirmek onun gücü karşısında o kadar önemsiz ve küçüktür ki. O koca kainatı yaratmıştır! Sizin küçücük isteğinizi gerçekleştirmeye gücü yetmez mi hiç? Üstelik üstünüze düşen her şeyi yapmışsınızdır da! Ama yine de olmamıştır! O halde “Bir bildiği vardır” konforuna yaslanmanın tam zamanıdır!  Ben üstüme düşen yaptım, ama nasip değilmiş diyebilmek ruh sağlığını koruyabilmenin çoğu zaman tek yoludur. Aksi halde sorular, suçlamalar bitmez. Neden olmamıştır ki o çok istenen? Kimin yüzünden? Kişi kendisini ve başkalarını yargılar, suçlu arar ve sonunda bir suçlu bulur. Hayatı kendisi ve başkaları için zorlaştırır. Oysa tevekkül edip, imkanları sınırlı bir varlık olduğunu, üstüne düşen her şeyi yapsa bile imkanları sınırsız varlığın onayı olmadan hiçbir şeyin gerçekleşemeyeceğini idrak etse ve bunu kabullenseydi kişi belki bir miktar sarsılacak ama tefekkürden aldığı güçle hayatına devam edecekti. Mutlu olmak zor değil.. Derin düşünüp Allahın yüceliğini idrak etmek.. Sahip olduğu şeyleri fark edip onlara şükretmek.. Ve sahip olamadıkları karşısında “kısmet değilmiş ” diyebilmek. Tabi bütün bunlar bireyin ve arzularının kutsandığı günümüzde ne kadar kabul görür,  bilmiyorum. Ama gerçek şu ki biz aciz varlıklarız. Acizliğimizi kabul edip, kul olduğumuzu algılamadan bize ne bu dünyada ne ahirette mutluluk yok. Teşekkür, tefekkür, tevekkül..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir